Aykul Topçu Hukuk Bürosu


  KISA ADI “2B YASASI” OLAN KANUN HAZIRLIKLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME   YARGI VE SORUNLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME   EKO-HUKUK VE ORMANLARIMIZ   2872 SAYILI ÇEVRE KANUNU DEĞİŞTİREN 5491 SAYILI KANUN HAKKINDA İNCELEME VE HUKUKİ GÖRÜŞ   YABANCILARA ARAZİ SATIŞI KONUSUNDA HUKUKSAL İNCELEME   EKO-HUKUK ve ÜSTÜN KAMU YARARI   TEMEL DOĞAL VARLIKLARIMIZDAN ORMANLARIMIZ VE 2B SORUNU   TARIM ALANLARI ve MERALARDA AMAÇ DIŞI KULLANIM ve ÜSTÜN KAMU YARARI   VAKIFLAR KANUNU HAKKINDA DEĞERLENDİRME   TURİZMİ TEŞVİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR 5761 SAYILI KANUN’UN İNCELENMESİ   ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ VE EKO-HUKUK   YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULUNUN 30.04.2010 TARİH ve ESAS:2004/1 KARAR:2010/1 SAYILI İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   DOĞAL VARLIKLARA ZARAR VEREBİLECEK YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARINDA DANIŞTAY UYGULAMASI ve ÜSTÜN KAMU YARARI   TABİATI VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA KANUNU TASARISI DEĞERLENDİRMESİ ve ÖNERİLER   Havza Yönetimi , Örgütlenmesi ve Genel Su Kanunu (Su Çerçeve Yasası) Projesi   Türk Hukuk Sisteminde Çevre ile ilgili Konularda Bilgiye Erişim-Katılım-İdareye/Yargıya Ulaşım Hakları ve Aarhus Sözleşmesi   YABANCILARA ARAZİ SATIŞI KONUSUNDA ANAYASA MAHKEMESİNİN 2644 SAYILI TAPU KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ İLE İLGİLİ 5872 SAYILI KANUN HAKKINDA SON KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   ANAYASA MAHKEMESİNİN, 5831 SAYILI ve 3402 SAYILI KADASTRO ve 6831 SAYILI ORMAN KANUNU DEĞİŞTİREN KANUN HAKKINDAKİ 12.05.2011 TARİHLİ KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   2A ve 2B ALANLARI İLE İLGİLİ TASARI ve CHP TEKLİFİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME   EKOLOJİK HUKUK AÇISINDAN YENİ ANAYASA GELİŞMELER-SORUNLAR-ÖNERİLER   648 SAYILI KHK ve DAYANAĞI 6223 SAYILI YETKİ KANUNUNUN EKOLOJİK HUKUK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ   TÜRKİYE’DE EKOLOJİK HUKUK UYGULAMALARI (ve özelde Trakya)(ECOLOGİCAL LAW PRACTİCES IN TURKEY specially in Thrace)   KENT HUKUKU VE ŞEHİR PLANLAMASI AÇISINDAN TAKSİM MEYDANI YAYALAŞTIRMA PROJESİ  HUKUK SİSTEMİNDE TEMEL İNSAN HAKLARI ve GELİNEN SON AŞAMA; “DÖRDÜNCÜ KUŞAK HAKLAR ve BUNLARI TALEP HAKKI”  MERSİN-AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ İLE İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARININ ve NİHAİ ÇED RAPORUNUN HUKUKSAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ  MERSİN-AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ ANLAŞMASININ HUKUKSAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ  TÜRKİYE’DE ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRME HUKUKU ve SON ÇED YÖNETMELİĞİ

KENT HUKUKU VE ŞEHİR PLANLAMASI AÇISINDAN TAKSİM MEYDANI YAYALAŞTIRMA PROJESİ

KENT HUKUKU VE ŞEHİR PLANLAMASI AÇISINDAN TAKSİM MEYDANI YAYALAŞTIRMA PROJESİ

       Yakın geçmişte önce cami yapılması, bilahare Atatürk Kültür Merkezi konuları ile gündeme gelen Taksim Meydanı, bu kez de yayalaştırma projesi ve Topçu Kışlası’nın rekonstrüksiyonu ile gündeme gelmiştir. Bu konudaki tartışmalar sürerken, Beyoğlu İlçesi Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli Koruma Amaçlı İmar Planları değişikliği İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi tarafından onaylanarak 14.02.2012 tarihinde bir ay süre ile askıya çıkarılmış olup, şu anda itirazların değerlendirilmesi aşamasındadır. Bu konu yargıya intikal eder mi, ederse sonuç ne olur bunu elbette zaman gösterecektir. Önce meydanın ve değiştirilmek istenen parkın kısa bir geçmişini inceleyelim.

 Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın Tarihçesi

      Projeyi ve hazırlık sürecini çok yönlü bir şekilde değerlendirmeden önce projenin uygulanacağı alanı tanımak ve önemini anlamak gerekmektedir.

      Günümüzde sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin kültür ve sanat merkezi olarak kabul edilen Taksim Meydanı, Cumhuriyet’in simgesi olma özelliğini almadan önce, 1930’lu yıllara kadar neredeyse şehrin sınırını oluşturmaktaydı. Meydandaki ilk yapı, klasik Osmanlı üslubunda bir su binasıydı. Taksim edilen yer anlamında olan Maksem denilen bu yapıda şehre getirilen su depolanarak çeşitli yönlere taksim edilmekteydi. Meydana 18. yy'dan başlayarak adını veren de bu klasik taş yapı olmuştur. Hatta, 80’li yıllara kadar, önemli bir buluşma noktası olan Meydan da “Taksim Sular” ya da sadece “Sular” olarak bilinmekteydi. Meydanın ikinci binası ise, 1806 yılında inşa edilen, Halil Paşa Topçu Kışlası adıyla Osmanlı, Rus ve Hint mimarisinden izler taşıyan büyük ve ihtişamlı bir topçu kışlası olmuştur.

     1936 yılında Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen ve İstanbul’un Nazım Planı’nı oluşturmakla görevlendirilen Henri Prost’’un planında ise, Maçka, Harbiye, Taksim ve Dolmabahçe arasında yaklaşık 20 ha’lık bir park sistemi öngörülmekteydi. Kışlanın yıkılmasıyla da bu plan hayata geçirildi. Her ne kadar günümüzde çeşitli otel vb kullanımlarla bu park sisteminin bütünlüğü yer yer bozulsa da, Gezi Parkı, İstanbul yoğun kentsel dokusunun içinde önemli bir açıklık yaratma özelliğini kaybetmemiştir.

 

Tarihi Yapılar, Topçu Kışlası ve İstanbul/Tarihi Yeniden Canlandırmak Mı?

     Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul tarihi yapılar açısından da çok büyük bir zenginliğe sahiptir. Maalesef tüm zenginlikler, çeşitli nedenlerden dolayı günümüze ulaşamamıştır.

     1940’lardaki Taksim Meydanı düzenlemeleri sırasında yıktırılan Topçu Kışlası da bunlardan biridir. III. Selim döneminde kapıkulu askerlerinin topçu sınıfı için 1806 yılında inşa edildiği bilinen Kışlanın inşa tarihi günümüze yakın olmasına karşılık, hakkında en az bilgi sahibi olunan kışladır. 1807 Kabakçı İsyanı sırasında tahrip edilen yapı birkaç kez onarım gördükten sonra 1847’de yaşanan bir yangın sonrası yeniden onarılmıştır. 1900’lerden itibaren ise stadyum olarak kullanılmıştır.

      Mimari açıdan, dönemin kışla yapılarının klasik şeması olan, ortada dikdörtgen bir avlu ve yan kanatlardan oluşan plan, avluda bulunan cami ile tamamlanır. Ancak bezeme ve mimari ayrıntılarda uygulanan biçimler 19. Yy’ın ikinci yarısında ortaya çıkan oryantalist üslubun etkisindedir.

     Günümüze kadar ulaşamayan İstanbul’un tek tarihi yapısı Topçu Kışlası değildir. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’ndeki bilgilerden tespit edebildiğimiz kadarıyla, 90’a yakın saray, yalı, köşk vb önemli yapılar bakımsızlık, imar hareketleri, kullanım değişikliği gibi nedenlerle günümüze ulaşamamıştır veya birçok tarihi yapı da yok olmak üzeredir.

     Örnek vermek gerekirse, 1699 yılında yapılmış olan Anadolu Hisarındaki Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı Boğaziçi’nin günümüze ulaşmış en eski yalısıdır. Orijinali çok daha büyük bir kompleks olan yalıdan günümüze divanhanesi kalmıştır.

 

 

 

     Günümüze ulaşamayan, 1897 yılında Kuruçeşme’de yapılmış olan Nazime Sultan Sarayı da Art Nouveau etkileşimli mimarisiyle dikkat çekmektedir.

 

 

 

     250 yıllık geçmişe sahip Rami Kışlası, 250 metreyi aşan cephesi ile Selimiye ve Davutpaşa Kışlalarından sonra 3. büyük kışladır ve şuanda metruk bir haldedir.

     Yukarıda sadece birkaçından örnek verilen, sayısız tarihi değerlerimiz yok olmuş ve yok olmaktadır. Dolayısıyla, neden diğerlerinin değil de Topçu Kışlası’nın rekonstrüksiyonuna karar verildiği, amaç kaybolan mimarimizi canlandırmaksa neden diğer eserlerden değil de Topçu Kışlasından başlandığı veya amaç bir Kışlayı yeniden yapmaksa, neden Rami Kışlası gibi acilen restore edilmesi gereken çok önemli yapılar varken, neden kültürel peyzajımızın yok olması pahasına Topçu Kışlası’nın rekonstrüksiyonuna karar verildiği son derece önemlidir.

     Bu sorunun kent hukuku, şehircilik ve planlama ilkeleri, kültürel mirasın korunması açısından tutarlı bir cevabının olması ve bunun kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir.

 

Taksim Meydanı ve Şehir Planlama

       İstanbul gibi çok köklü bir tarihe sahip şehirlerde kentsel dönüşüm son derece hassas bir konudur. Ancak, günümüzde gerçekleşen kentsel dönüşüm uygulamalarına bakıldığında, şeffaf ve paylaşımcı olmayan bir sürecin yaşandığı görülmektedir. Korunması gereken değerlerin mal varlığı olarak görüldüğü, rant amaçlı projeler İstanbul’da çok derin yaralara neden olmaktadır.

       İstanbul’un tarihine baktığımızda, dönüşümün kaçınılmaz bir olgu olduğunu görmekteyiz. 19. yy’a kadar dönüşümlerin çıkış noktası askeri ve siyasi kökenli iken, 19. yy'dan sonra ekonomik faktörler belirleyici olmuştur. Günümüzde de toprağın rantını değerlendirmek başta gelmektedir ki bu durum da kentler için son derece zararlıdır. Dolayısıyla, zaman zaman kaçınılmaz olan dönüşümün doğru yönetilmesi gerekmektedir. Bunun için gerekli olanlar da projenin önce insanlar tarafından benimsenmiş olması, ikinci olarak kent bütününe uygun olması ve son olarak da tasarımının güçlü olmasıdır.

       İlk olarak, projenin insanlar tarafından benimsenmiş ve insanları mutlu eden bir proje olması gerekmektedir. Dünyanın birçok demokratik ülkesinde kamusal alanı ilgilendiren tasarımlar halka açık ve şeffaf bir süreç sonunda şekillenirken, Taksim Meydanı için bunun tam aksi bir sürecin benimsendiği görülmektedir. Projeye yönelik imar planları Büyükşehir Belediyesinde askıya çıktığı halde, hala projenin detayları kamuoyuyla paylaşılmamış, hala tüm tartışmalar varsayımlar üzerinden yürütülmektedir. Bu durumda da insanların bu projeyi benimsemesi beklenemez.

       Projenin kent bütünlüğüne uygunluğu da tartışmaya açık bir diğer noktadır. Proje kapsamında rekonstrüksiyonu öngörülen Topçu Kışlası’nın bulunduğu yerde günümüzde, Cumhuriyetle özdeşleşen, kültürel peyzaj açısından değerli, yoğun bir kent dokusu ortasında önemli bir açıklık yaratan nadir alanlardan olması nedeniyle korunması gereken Gezi Parkı bulunmaktadır. Bu alana yönelik yeni projeler geliştirirken alanın sahip olduğu değerlerin korunması ve bu yönde geliştirilmesi gerekirken söz konusu proje, bu değerler yokmuşçasına Parkı yok edecek, Taksim Meydanı’nın cumhuriyetle özdeşleşen kimliğini zedeleyecektir. Görüldüğü üzere, böylesine bir projenin kent bütününe uygun olmadığı açıkça ortadır.

      Son olarak da projenin tasarımını değerlendirecek olursak, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli planlara bakarak söylenebilecek tek şey taşıt yollarının yeraltına alındığı ve Gezi Parkının da dahil olduğu geniş bir alanın “meydan alanı” olarak gösterildiğidir. Projenin detayları bilinmediği için geniş kapsamlı bir değerlendirme yapma imkanı yoktur. Taşıt yolları yeraltına alınırken, yerüstünde yaya ulaşımı için nasıl bir vizyon ve tasarımın düşünüldüğü, sert ve yumuşak zeminlerin nasıl organize edildiği vb tasarıma yönelik tüm detaylar belirsizdir. Ayrıca, taşıt yollarının yeraltına alınması nedeniyle oluşacak olan vadiler de gerek yaya kullanımı, gerekse de kentsel estetik açısından son derece sakıncalıdır. Kentsel kamusal alana yönelik tasarlanan projelerde amaç kamu kullanımının arttırılmasıdır. Bunun için de tasarım önemli bir araçtır. Bu yüzden yukarıda da belirtildiği gibi, proje kapsamında yaya ulaşımı ve taşıt ulaşımının nasıl organize edileceği, kentin merkezinde yer alacak vadilerin meydanla ve diğer yaya alanları ile nasıl bütünleştirileceği söz konusu projenin tasarım açısından en önemli konularıdır. Her ne kadar, bu konulardaki detaylar hala belirsizliğini korusa da, projenin, meydanın yaya erişilebilirliğini sınırlandıracak mekansal müdahaleleri içerdiği, Meydana giriş noktalarında yer alması öngörülen dalış tünellerinin bulundukları caddenin meydanla ilişkisinin kopmasına, yaya hareketliliğinin sınırlandırılmasına ve caddelerin mevcut kimliğinin yok olmasına neden olacağı açıkça ortadır.

 

Taksim Projesi İçin Plan Tadilatları

     Askıya çıkan plan tadilatlarının birbirinin ayni hükümler içermesi şehir planlaması açısından anlaşılabilir değildir. Çünkü 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planının amaçları farklıdır. Birbirleri ile uyumlu olmaları plan hiyerarşisinin gereği olmakla birlikte, içeriklerinin farklı olması da amaçlarının gereğidir. Halbuki somut plan tadilatı incelendiğinde 6 maddelik plan notu görülmekte olup bunlar;                                           

  1. Plan onama sınırı içindeki alan, meydan alanı ve taşıt yoludur. Meydan alanı, Taksim Meydanı ile Taksim Gezi Parkı ve yakın çevresidir.
  2. Uygulama İ.B.B. ve K.V.K.B. Kurulunca onaylanacak kentsel tasarım projesi doğrultusunda yapılacaktır.
  3. 09.02.2011 Gün ve 4225 sayılı İstanbul 3 No.lu K. ve T.V.K.B. Kurulu kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen “Taksim Kışlası” kentsel tasarım projesi ile bir bütünlük içerisinde değerlendirilecektir.
  4. Uygulama aşamasında ilgili K.V.K.B. Kurulu görüşü ile ilgili kamu kurum ve kuruluş görüşleri alınacak ve bu görüşler uygulanacaktır.
  5. Jeolojik ve jeoteknik etüt raporları doğrultusunda uygulama yapılacaktır.
  6. Açıklanmayan hususlarda mer’i imar planı şartları geçerlidir.

 

       Bu plan notu 1/5000 ölçekli nazım imar planı notu olup, ayni plan ve plan notu fotokopi ile büyütülerek 1/1000 ölçekli imar planı olarak ilan edilmiştir.  Bu şehir plancılığı disiplini açısından kabul edilemeyeceği gibi 3194 sayılı İmar Kanunu ile Plan Yapım Yönetmeliği ile de bağdaşmamaktadır. Yani imar hukukuna açıkça aykırıdır. Ayrıca fiziki planlardan çevre düzeni planları ile il çevre düzeni planlarında eko-sistemin korunması öncelik taşırken imar planlarında imar ve şehir planlaması esastır. Sadece çevre düzeni planı ile imar planları arasında bir geçiş teşkil eden nazım imar planlarında eko-sistemin korunması artık peyzaj mimarlığının içinde yer alır. Bu esaslar plan tadilatları için de aynen geçerlidir. Değerlendirdiğimiz plan tadilatında bunlar da mevcut değildir.

       Plan notlarında tarihi kışladan bahsedilmekle birlikte, plan paftaları incelendiğinde, Kışlanın planlara işlenmediği (1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı dahil), Gezi Parkının da dahil olduğu geniş bir alanın “meydan alanı” olarak gösterildiği görülmektedir. Bu durumda da, plan tadilatlarının Kışlanın yeniden yapılmasıyla ilgili olarak nasıl bir fonksiyonu olacağı belirsizdir. Ayrıca plan tadilatının belli bir projeyi gerçekleştirmek için yapılması gerekirken, ortada bir somut proje de yoktur. Ayrıca bu tip alanlardaki projelerin; “Koruma Amaçlı İmar Planları ve Çevre Düzenleme Projelerinin Hazırlanması, Gösterimi, Uygulanması, Denetimi ve Müelliflerine İlişkin Usül ve Esaslara Ait Yönetmelik (R.G. 26.07.2005/25887)”hükümlerine göre,  mutlaka yapılacak bir yarışma sonrası seçilmesi ve de ilgili tarih, sanat ve kültür çevreleri ile halkın oyu ile belirlenmesi gerekir. Ortada bunun yapılacağına dair bir emare yoktur. Ayrıca, İstanbul I No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 06.01.1999 tarihli kararında, “Maksem’in, Kentin önemli yeşil alanlarından biri olan Taksim Gezisi’nin ve bunların oluşturduğu aksta bulunan Atatürk Kültür Merkezi’nin birbirinden ayrılmaz ve Taksim Cumhuriyet Alanı ile bir bütün olduğu yönüyle anılan bu anıtların tümünün korunması gerektiğine” yer verildiği halde söz konusu Planlarda bunun aksi yönünde karar alınmış olması da aynı Yönetmeliğe açıkça aykırıdır (Madde 11, ikinci paragraf).

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           Taksim Meydanı, Hukuk ve Uluslararası Sözleşmeler

       Yukarıda bu plan tadilatının her şeyden önce İmar Hukukuna ve yukarıda belirtilen Yönetmeliğe aykırı olduğunu gördük. Bu bölümde konuyu sit hukuku ve uluslararası sözleşmeler açısından incelemek istiyoruz. Anayasamızın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin “laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğu hükme bağlanmıştır. Yine 56. maddesinde “herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı” ve 63. maddesinde de “tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması” hükme bağlanmıştır. Demek ki kent içinde sağlıklı ve dengeli bir çevrede, uygun peyzaj içinde, tarih, kültür ve sanat değerlerinin korunduğu ortamda yaşamak insanlar için bir hak olduğu kadar, yönetenler için de çevrenin, peyzajın, tarihi, kültürel ve sanatsal değerlerin korunması bir görevdir.

        Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu ve Anayasa 90.  maddesi gereği hem iç hukuk kuralı olarak kabul edeceği ve hem de yine Anayasa 90/son  maddesi gereği, iç hukuk kuralları ile çatıştığında, uluslararası sözleşmelerin esas alınacağı temel düzenlemesine göre; Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme (1972-PARİS), Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi (1985-GRANADA), Avrupa Kentsel Şartı (1992-STRASBOURG)  ve Avrupa Peyzaj Sözleşmesi (2000-FLORANSA) kuralları ile yapılan işlem kesinlikle bağdaşmamaktadır.

     Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşmeye (1972-PARİS) taraf olan devletler, topraklarında bulunan kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve gelecek kuşaklara iletilmesinin sağlanması görevinin öncelikle kendisine ait olduğunu kabul eder. Söz konusu plan tadilatları da, bu değerlerin korunması ile ilgili olan sözleşmenin 5. maddesine açıkça aykırıdır. Bu sözleşme Dünya Mirası alanları ile ilgili, Taksim Meydanı, Gezi Parkı da Dünya Mirası listesinde olmadığı için bu sözleşmeyi çıkarmak gerekir mi?

     1985 yılında Granada'da imzalanan Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi, dönemin uluslararası ortamdaki önemli anlaşmalarından birini oluşturmaktadır. Sözleşmenin 1. maddesinde mimari miras tanımlanmış, 3. ile 10. maddesi arasında da Devlet taahhütlerine yer verilmiştir. Buna göre, plan tadilatları söz konusu maddelere açıkça aykırıdır.

     Avrupa Kentsel Şartı’nın (1992-STRASBOURG) Ulaşım ve Dolaşım İlkeleri, Kentlerin Fiziki Yapıları İlkeleri, Halk Katılımı, Kent Yönetimi ve Kent Planlaması İlkeleri de Gezi Parkının korunması ve toplum geleceğini etkileyecek her tür önemli projede halka danışılmasını gerekli kıldığı için, plan tadilatları bu ilkelere aykırı bir şekilde hazırlanmıştır.

     Avrupa Peyzaj Sözleşmesi (2000-FLORANSA) ile; peyzajın korunmasını, yönetimini, ve planlamasını geliştirmek ve peyzaj konuları hakkında Avrupa’da işbirliğini organize etmek amaçlanmaktadır. Sözleşmenin önsözünde peyzajın insan faaliyetleri sonucu bozulduğu ve peyzajın insan yaşamındaki önemi ile korunması ve planlanmasının gerekliliği vurgulanarak, birinci maddesinde tanımlar, ikinci maddesinde kapsam, 4-6ncı maddelerinde de alınacak önlemler, belirlenecek politikalar ve Devletlerin sorumlulukları düzenlenmektedir. Plan tadilatları Sözleşmenin 5. ve 6. maddelerine açıkça aykırıdır.

 

Üstün Kamu Yararı Analizi

     Somut bir tanımı olmamakla birlikte “Kamu Yararı” kavramı hem anayasada ve hem de yasalarda yer almıştır. Kamu yararı kavramı ile, idari yargıda idarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetimi yapılırken hukuka uygunluğun yanında işlem ve eylemin kamuya yararlılığı da değerlendirilerek karar oluşturulmaktadır.

     Bir eylem veya işlemde kamu yararının varlığı veya yokluğu yönünde bir değerlendirme bizi doğru sonuca ulaştıramaz. Çünkü her kamusal faaliyette az veya çok bir kamu yararı vardır. Abartılı bir örnek vermek istersek İzmir’de “Kültür Parkı” nın fuarcılık, rekreasyon, peyzaj, eğlence, dinlence, sanat ve kültür gibi çok yönlü kamusal yararı vardır. Peki bunun yerine bir hastane kompleksi yapmak istesek, hiç kimse hastane yapımında kamu yararı olmadığını iddia edemez. O zaman ne olacaktır? Burada iki farklı kamusal yarar yarışmakta ve bunlardan birisi üstün olmaktadır. İşte biz buna “Üstün Kamu Yararı” demekteyiz.

      Yani doğal veya kültürel bir değerimiz olan Taksim Meydanı ve Taksim Gezi Parkının mevcut haliyle korunması mı, yoksa bu değerin yok edilmesi, vasfının değiştirilmesi veya amacı dışında kullanılmasına sebep olacak başka bir faaliyetin tercih edilmesi mi, kabul edilecektir. İşte sorun buradadır.

 

Nasıl Olmalı/Sonuç

      Tarihi Topçu Kışlasını olduğu gibi yapmak yerine, belki bunun giriş kapısı ile ilgili ve izleyenlere yeterli fikir verecek bir küçük kısmını inşa ederek, miniatürk de olduğu gibi kışlanın belli bir ölçekteki yapısını Taksim Gezi Parkı içine yerleştirmek yeterlidir. İnşa edilecek giriş kapısı ve küçük bölüm de Kışla ile ilgili bir müze ve kültür sanat merkezi oluşturmak iyi bir çözüm olabilir. Bu durumda hem istenilen amaca ulaşılmış, hem de Taksim Gezi Parkı korunmuş olacaktır. Tabii eğer gerçek amaç kışla adı altında yeni bir rant alanı yaratmak değilse.

     Konunun meydan olarak değerlendirilmesinde ise başka bir kent kültürü ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmek isteriz. İster yeni isterse tarihi olsun meydanlar insanların birbirlerini gördüğü en önemli alanlardır. İnsanlar birbirini gördükçe dost ve tanıdık, görmedikçe yabancı olurlar. Hemşehri kültürünün temel nüvesi meydanlardır. Meydanlar; sevinçlerin, bayramların, kederlerin ve tepkilerin boşaldığı ve kitle psikolojisi açısından birer rehabilitasyon merkezleridirler.

      Bu nedenle, İstanbul I No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 06.01.1999 tarihli kararında da yer verildiği üzere, Taksim Meydanı ve Taksim Gezi Parkı artık bir kentsel sit, ketsel ve çevresel bir peyzaj ve kentsel bir hafızadır ve asla bozulmamalı, bir bütün olarak korunmalıdır. Aksi takdirde, tarihi, kültürü yok ederek ulus olmanın temel niteliklerini de yok etmiş oluruz ve tarihi ve kültürel kimliğini yitirmiş uluslar, ulus olma vasıflarını süratle yitirir ve dağılırlar. Hiç kimsenin böyle bir olaya, istemeyerek dahi olsa, neden olmayacağına inanıyor ve herkesi ortak akla, uzlaşıya, bilime ve hukuka davet ediyoruz.

Av. Ömer AYKUL

Şehir Plancısı Esra YAZICI GÖKMEN