Aykul Topçu Hukuk Bürosu


  KISA ADI “2B YASASI” OLAN KANUN HAZIRLIKLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME   YARGI VE SORUNLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME   EKO-HUKUK VE ORMANLARIMIZ   2872 SAYILI ÇEVRE KANUNU DEĞİŞTİREN 5491 SAYILI KANUN HAKKINDA İNCELEME VE HUKUKİ GÖRÜŞ   YABANCILARA ARAZİ SATIŞI KONUSUNDA HUKUKSAL İNCELEME   EKO-HUKUK ve ÜSTÜN KAMU YARARI   TEMEL DOĞAL VARLIKLARIMIZDAN ORMANLARIMIZ VE 2B SORUNU   TARIM ALANLARI ve MERALARDA AMAÇ DIŞI KULLANIM ve ÜSTÜN KAMU YARARI   VAKIFLAR KANUNU HAKKINDA DEĞERLENDİRME   TURİZMİ TEŞVİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR 5761 SAYILI KANUN’UN İNCELENMESİ   ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ VE EKO-HUKUK   YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULUNUN 30.04.2010 TARİH ve ESAS:2004/1 KARAR:2010/1 SAYILI İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   DOĞAL VARLIKLARA ZARAR VEREBİLECEK YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARINDA DANIŞTAY UYGULAMASI ve ÜSTÜN KAMU YARARI   TABİATI VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA KANUNU TASARISI DEĞERLENDİRMESİ ve ÖNERİLER   Havza Yönetimi , Örgütlenmesi ve Genel Su Kanunu (Su Çerçeve Yasası) Projesi   Türk Hukuk Sisteminde Çevre ile ilgili Konularda Bilgiye Erişim-Katılım-İdareye/Yargıya Ulaşım Hakları ve Aarhus Sözleşmesi   YABANCILARA ARAZİ SATIŞI KONUSUNDA ANAYASA MAHKEMESİNİN 2644 SAYILI TAPU KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ İLE İLGİLİ 5872 SAYILI KANUN HAKKINDA SON KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   ANAYASA MAHKEMESİNİN, 5831 SAYILI ve 3402 SAYILI KADASTRO ve 6831 SAYILI ORMAN KANUNU DEĞİŞTİREN KANUN HAKKINDAKİ 12.05.2011 TARİHLİ KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   2A ve 2B ALANLARI İLE İLGİLİ TASARI ve CHP TEKLİFİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME   EKOLOJİK HUKUK AÇISINDAN YENİ ANAYASA GELİŞMELER-SORUNLAR-ÖNERİLER   648 SAYILI KHK ve DAYANAĞI 6223 SAYILI YETKİ KANUNUNUN EKOLOJİK HUKUK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ   TÜRKİYE’DE EKOLOJİK HUKUK UYGULAMALARI (ve özelde Trakya)(ECOLOGİCAL LAW PRACTİCES IN TURKEY specially in Thrace)   KENT HUKUKU VE ŞEHİR PLANLAMASI AÇISINDAN TAKSİM MEYDANI YAYALAŞTIRMA PROJESİ  HUKUK SİSTEMİNDE TEMEL İNSAN HAKLARI ve GELİNEN SON AŞAMA; “DÖRDÜNCÜ KUŞAK HAKLAR ve BUNLARI TALEP HAKKI”  MERSİN-AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ İLE İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARININ ve NİHAİ ÇED RAPORUNUN HUKUKSAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ  MERSİN-AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ ANLAŞMASININ HUKUKSAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ  TÜRKİYE’DE ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRME HUKUKU ve SON ÇED YÖNETMELİĞİ

HUKUK SİSTEMİNDE TEMEL İNSAN HAKLARI ve GELİNEN SON AŞAMA; “DÖRDÜNCÜ KUŞAK HAKLAR ve BUNLARI TALEP HAKKI”

ÖZET

      Gelişen insan hakları öncelikle uluslar arası metinler ile insanlığa kabul ettirilmiştir. “Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (1948)” ve “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (1953)” bu konudaki temel belgeler olup, Birinci Kuşak (Temel) Haklar ve İkinci Kuşak (Sosyal) Haklar bu metinlerle kabul edilmiştir. Üçüncü kuşak haklar ise dünya uygarlığının gelişmesi ile ve çeşitli uluslar arası sözleşmelerle insanlığın yaşamına girmiştir. Her üç kuşak hak için de insanlık kan ve ter dökmüştür. Geldiğimiz aşamada bazı hakların eksikliği hissedilmektedir. Bunlar “ekosistem(in) hakkı”, “gelecek (doğmamış) nesillerin hakkı” ve “kent(in) hakkı” dır. Bundan öncekilerin hak süjesi hep insan iken, artık bu hakların süjeleri, soyuttur. Tek hak süjesi insan olan dördüncü kuşak hak; “dördüncü kuşak hakları talep etme hakkı” dır. Bu yeni hakların uluslararası ve ulusal metinlerde ayak izleri mevcuttur. Sıra bunların uygarlığımıza anlatılması ve kabulündedir. Burada tarafımızdan cesaretle ve ilk kez toplu bir yaklaşımla “dördüncü kuşak haklar” ve “dördüncü kuşak hakları talep etmek” hakkı, genel hak olgusu ve ilk üç kuşak haklar ile birlikte incelenmekte ve ulusal ve uluslar arası hukuk belgelerinde dolaylı da olsa dayanakları belirtilmektedir.

 

GİRİŞ

        Makalede dünyadaki önemli ve özellikli haklar metinleri ile Türk haklar sisteminin etkilendiği iki temel uluslar arası insan hakları metni, bu metinlere göre mevcut haklar, haklara ulaşım/erişim hakları ve Türk hukuk sistemindeki haklar sıra ile incelenecektir. Henüz dünyada açıkça söylenmese de tarafımızdan “dördüncü kuşak haklar” olarak nitelendirilen ve süjesi insan olmayan,  “ekosistem(in) hakkı”, “gelecek (doğmamış) nesillerin hakkı” ve “kent(in) hakkı” ile süjesi insan olan “dördüncü kuşak hakları talep” hakkı topluca incelenecektir.

       İnsan hakları, uygarlığın yükselişi ile birlikte gelişme gösterse de, bu oldukça sancılı bir gelişme olmuştur. Makalenin konusu “insan hakları tarihi” değildir ama hukukun koruduğu menfaat olarak tanımlanan “hak”, uğruna çok bedel ödenen bir insanlık kazanımıdır. Gerçi “hukuk”un bir anlamı da “haklar” dır. Bu da hak ve hukuk tanımlamalarının tavuk-yumurta bağlantısının veya döngüsünün bir benzeri olduğunu göstermektedir. Elbette borç ile suç ve ceza kavramlarının da hukukun diğer çok önemli temel kavramları olduğu unutmamak gerekir.

      Haklar ile ilgili bilinen ilk düzenleme M.Ö. 2500 yılındaki “Hammurabi Kanunları” olup, ağırlıklı olarak ticari ilişkileri düzenlemeyi esas almıştır. Yine bundan sonraki bir başka en eski metin 1215 tarihli “Magna Carta Libertatum”dur. O da; yönetsel ilişkileri düzenlemeye, gücü sınırlamaya, egemenlik paylaşımını sağlamaya çalışmaktadır. Bilinen bu en eski iki metinden sonra, çağdaş insan haklarının en yaygın olarak bilinen düzenlemesi ise 1791 tarihli “Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”dir.       

       Haklar ile ilgili uluslar arası metinler pek çoktur. Fakat çağdaş haklar için öncelikle “Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (1948)” ve “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (1953)” ele alınarak, hem uluslar arası hukukun hem de Türk hukuk sisteminin temel aldığı hem de hakların dayanak ana metinler değerlendirilmiş olunacaktır.    

       Benzer kıtasal hakları düzenleyen metinler olarak; “Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirisi (1948)”, “Afrikalı İnsan ve Halkların Hakları Şartı (1981)” belirtilebilir.

      Haklar ile ilgili uluslararası metinleri kabaca;

(1) Sözleşme şeklinde olmayan bildiri ve beyannameler,

(2) Birleşmiş Milletler aracılğı ile hazırlanmış bulunan sözleşme şeklindeki metinler,

(3) Avrupa Konseyi aracılığı ile hazırlanmış bulunan sözleşme şeklindeki metinler,

olarak sınıflandırabiliriz.

      Bildiri ve Beyanname Şeklindeki (sözleşme dışı) BM Belgeleri:

- Çocuk Hakları Bildirgesi (1959),

- Devlete Sığınmaya İlişkin Beyanname (1967),

- Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesi (1969),

- Özürlü Kişilerin Haklarına Dair Bildiri (1975),

- Temel Sağlık Hizmetleri Uluslar arası Konferansı Alma Ata Bildirisi (1978),

- Halkların Barış Hakkına Dair Bildiri (1984),

- Gelişme Hakkına Dair Bildiri (1986),

- Sağlığa Uygun Şehirler Milan Bildirgesi (1990),

- Çalışmaya İlişkin Temel Hak ve İlkeler Deklarasyonu (ILO)(1998)

gibi metinler konumuz açısından değerlendirmeye alınabilecek önemli belgelerdir.

 

       BM Düzeyindeki Uluslar Arası İnsan Haklarını Düzenleyen Diğer Sözleşmeler:

- BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (1948)

- Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme (1969),

- Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (1976),

- Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (1976),

- Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme (1981),

- İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Onur Kırıcı Muameleye ve Cezaya Karşı Sözleşme (1987),

- Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (1990),

gibi metinler konumuz açısından değerlendirmeye alınabilecek önemli belgelerdir.

 

Avrupa Konseyi/Avrupa Birliği Düzeyindeki Diğer Uluslar Arası İnsan Hakları Sözleşmeleri:

- İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (1953),

- Avrupa Sosyal Şartı (Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi) (1965),

- Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi (2000),

- Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (2000),

gibi metinler konumuz açısından değerlendirmeye alınabilecek önemli belgelerdir.

Metinlerin yanındaki tarihler yürürlük tarihleridir.

 

      Yukarıda önemli insan hakları metinleri sıralanmış olup, aşağıda da evrensel kabul gören haklar, üç kuşak hak olarak yine sıra ile belirtilecektir. Sonuçta da evrensel olarak kabulü henüz olmasa da, bizim dördüncü kuşak haklar olarak adlandırdığımız haklar ile bunların uluslar arası metinlerde ve Türk hukuk sistemindeki varlık durumları değerlendirilecektir.

      Dördüncü kuşak haklar; insanlık için doğrudan bir hak konumunda değillerdir. Bu hakların süjeleri de insan olmayıp, soyut kavramlardır. Ama bunlar öylesine haklardır ki, sadece insan haklarını değil, bütünüyle insanlığın ve Dünyanın geleceğini, yani yaşamın veya dünya ekosisteminin var olup, olmayacağını ilgilendirmektedir.    

      Önce BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi ele alınacaktır.

 

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (10 Aralık 1948)

       6 Nisan 1949 tarih ve 9119 Sayılı Bakanlar Kurulu ile "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin Resmi Gazete ile yayınlanması, yayımdan sonra okullarda ve diğer eğitim müesseselerinde okutulması ve yorumlanması ve bu Beyanname hakkında radyo ve gazetelerde münasip neşriyatta bulunulması" kararlaştırılmıştır. Bu Bakanlar Kurulu Kararı, 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Bildirgedeki temel haklar, sözleşmedeki yazılış şekli ve madde sırasıyla aynen EK-1’dedir.

        Bu bildirgeyi sonuna kadar incelediğimizde, birçok maddesinin anayasa ve yasalarımızda aynen veya bazı yazım farklılıkları ile yer aldığını görebiliriz. Bu bildirge Birleşmiş Milletlerin temel felsefesini ve özlediği dünya düzenini de göstermektedir. Bu nedenle metin olduğu gibi makalemize alınmıştır.

        İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesini incelerken bu hakların, sözleşme ve ek protokollerle, bazen ayni bazen de küçük değişikliklerle yer aldığını göreceğiz. Bu sözleşme; oluşturulan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi yolu ile insan haklarını, hayal etmenin bir adım ötesine geçerek, yargısal denetimini de yaparak, çok ciddi bir gelişme sağlamıştır.

 

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (4 Aralık 1950)

ve İlgili Ek Protokoller

          Sözleşme ayrıntılı bir düzenleme içerse de, bu makalede sadece başlıklar halinde haklar sıralanmış olup, EK-2’dedir. Sözleşme metnine ek protokollar da dâhil edilmiştir. 7 No.lu Protokol Türkiye Cumhuriyeti tarafından henüz onaylanmamıştır. Ölüm cezasının kaldırılması ile ilgili 6 No.lu Protokol, konumuzla doğrudan ilgili olmadığından, yukarıdaki metne dâhil edilmemiştir.

       Hakların varlığı tek başına bir şey ifade etmez. Önemli olan o haklara erişimin varlığıdır. Bu nedenle öncelikle “Haklara Erişme ve Bunları Kullanma Hakları” incelenecektir.

 

Haklara Erişme ve Bunları Kullanma Hakları

       Ayrıca elbette bir hakkın varlığı değil onun erişilebilir ve kullanılabilir olması asıldır. Bu nedenle bu sayılan haklar dışında üç temel hak vardır. Bunlar;

(1) Bilgi edinme hakkı,

(2) Katılma hakkı,

(3) Başvuru (dava dâhil) hakkıdır.

     Bu haklar mevcut olmadığı müddetçe yukarıdaki hakların kullanımı, ihlali halinde öğrenilmesi ve ihlalin giderilmesi mümkün olamayacaktır.  Bu haklardan;

-  “Bilgi edinme hakkı” Anayasa md. 74 ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nda,

-  “Başvuru ve Dava hakkı” ise Anayasanın 36 ve 74. maddelerinde ve 3071 Sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’da,

-   Ayrıca 2872  sayılı  Çevre Kanunu’nun 30uncu maddesinde 2006 yılında  yapılan bir  değişiklikle “Çevresel Konularda Bilgi Edinme ve Başvuru Hakkı

düzenlenmiştir.

       Hukukumuzda “Katılma hakkı” ile ilgili bir düzenleme mevcut değildir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinin henüz taraf olmadığı,

- “Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (AARHUS SÖZLEŞMESİ-1992)”ne,

bir an evvel taraf olmamız önem kazanmaktadır.

       Bundan sonra temel olarak “Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (1948)” ve “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (1953)” ile uygar Dünya düzeninde yer almış bulunan haklar, evrensel sınıflamaya uyarak aşağıda dizelenecektir. Bunlardan ilk iki kuşak haklar, yukarıdaki temel metinlerle oluşmuş haklardır. Bu haklar Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi ile oluşmuş, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile de gelişmiştir.

 

Birinci Kuşak (Temel) Haklar  (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi)

- Yaşama ve özgürlük hakkı, (kölelik yasağı)

- Kişi olarak tanınma, kişi güvenliği ve kişi dokunulmazlığı, (işkence yasağı)

- Vatandaşlık hakkı,

- Evlenme, ailenin korunması, konut dokunulmazlığı ve mahremiyet hakkı,

- Seçme ve seçilme hakkı,

- Mülkiyet hakkı,

- Düşünce ve düşünceyi açıklama hakkı,

- Toplanma, örgütlenme ve gösteri yürüyüşü hakkı,

- Din, inanç, vicdan ve ibadet özgürlüğü,

- Seyahat ve yerleşme hakkı,

- Çalışma özgürlüğü,

- Dilekçe hakkı,

- Hukuk önünde eşitlik, etkili bir hukuk yoluna başvurma ve adil yargılanma hakkı,

- Keyfi tutulmama hakkı,

- Kamu hizmetine girme hakkı,

- Sığınma hakkı.

 

İkinci Kuşak (Sosyal) Haklar  (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi)

- Çalışma, adil gelir ve sendika hakkı,

- Sosyal güvenlik hakkı,

- İşyeri yönetimine katılma hakkı,

- Dinlenme hakkı,

- Grev ve toplu sözleşme hakkı,

- Parasız eğitim ve öğrenim hakkı,

- Sağlık, beslenme ve konut hakkı,

- Kültürel yaşama katılma hakkı,

- Muhtaç kimselerin korunma hakkı.

 

Üçüncü Kuşak (Dayanışma) Haklar

Üçüncü kuşak haklar daha çok özel bildirge/beyannameler ve uluslararası sözleşmelerde kabul edilmiş ve evrensel haklar tasnifinde yerlerini almışlardır. Bunlar;

- Çevre hakkı,

- Barış hakkı,

- Gelişme hakkı,

- İnsanlığın ortak mirasına saygı ve herkesin bu ortak mirastan yararlanma hakkı,

- Halkların kendi kaderini tayin (self determination) hakkı,

- Halkların ekonomik ve kültürel kendi kaderini tayin hakkı,

- Kentsel gelişme hakkıdır.

 

Dördüncü Kuşak Haklar ve Bunları Talep Etme Hakkı

       Makalenin ana inceleme konusu budur. Fakat bu konuya doğrudangirmek, konunun yabancısı olanlar için zorlayıcı olabilir. Bu nedenle biraz tarihsel, biraz da kronolojik ve kavramsal tasnifle konu daha anlaşılır hale getirilmiştir. Dünyada henüz bu başlıktaki gibi bir hak tanımı ve tasnifi yoktur. Sadece bazı cılız talepler, atılan adımlar (bazen de geri adımlar) vardır. Ama bunu cesaretle ifade etmenin zamanı gelmiş ve belki de geçmek üzeredir. Çünkü iklim değişikliği, üretim-tüketim bozukluğu ve önlenemeyen nüfus artışı ile Dünya; evrenin kendisine tanıdığı ömrü sonlandırma ve kendini yok etme konusunda çok hızlı ilerlemektedir. Ayrıca çevre kirliliği ve biyolojik çeşitlilikteki tür kayıpları bu sonu hızlandırmaktadır. Bunun mümkünse önlenmesi, yavaşlatılması veya oluşacak yenidünya ekosistemine uyum sağlanması gerekecektir.

      Cevaplanacak ilk soru dördüncü kuşak hakların ne olduğu ve hak süjelerinin kim veya ne olduğudur. Önce dördüncü kuşak hakların hangi haklar olduğu belirtilecektir. Bunlar;

- Ekosistem(in) Hakkı,

- Gelecek (Doğmamış) Nesillerin Hakkı,

- Kent(in) Hakkı,

olup, bunların vaz geçilmez tamamlayıcısı ve yeni bir temel insan hakkı olarak;

- Bu (dördüncü kuşak) hakları talep etme hakkı,

dır.

      Görüleceği üzere dördüncü kuşak haklar doğrudan bir temel insan hakkı değildir. Çünkü hak süjesi insan değildir.

       Ekosistem; içinde insanın da yer aldığı canlı ve cansız doğal varlıklar arasındaki bütünlük, yani kısaca yaşamdır. Somut olsa da, hak olgusu olarak soyuttur.

       Gelecek nesiller ise; henüz dünyaya gelmemiş kuşaklar olup, tamamen soyut ama insanlığın devamını tanımlayan bir kavramdır.

       Kent ise; bunların içinde en somut olanıdır. Binaları, sağlık, eğitim, güvenlik, iş hayatı, ulaşım, iletişim, enerji, su ve atık sistemleri, içindeki yeşil dokusu, tarihi, kültür ve sanatı ile canlı-cansız karışımı ve büyüklüğü konusunda bir standardı olmayan bir kavramdır.

       Ekosistem Hakkı; ister makro düzeyde dünya ekosistemi olarak, ister temel iki ekosistem olan kara ve deniz ekosistemi, isterse temel doğal varlık adı ile anılan orman ekosistemi, dağ ekosistemi, çöl ekosistemi, step ekosistemi, mera ekosistemi, kıyı ekosistemi vb olarak nitelendirilsin, o ekosistemin; öncelikle var olma, kendini yenileme ve geliştirme hakkını ifade eden ve hak süjesi de o ekosistem olan soyut bir haktır.

       Gelecek (Doğmamış) Nesiller Hakkı; gelecek nesillerin sağlıklı olarak işleyen bir ekosistem ve sağlık, refah ve barış içinde bir dünya düzeni içine doğma ve yaşamlarını sürdürüp, kendilerinden sonraki nesilleri oluşturabilme hakkını ifade eden ve hak süjesi de gelecek (doğmamış) nesiller olan soyut bir haktır.

       Kent(in) Hakkı; binaları, sağlık, eğitim, güvenlik, iş hayatı, ulaşım, iletişim, enerji, su ve atık sistemleri, içindeki yeşil dokusu, tarihi, kültür ve sanatı ile canlı-cansız karışımı bir olgu olan kentin, içinde sağlıklı, mutlu, refah ve barış içinde gelişerek yaşayan insanlar ve mevcut ekosistemi ile birlikte bir bütün olarak kenti soyut bir hak süjesi olarak kabul eden bir haktır.

       Bu hak olarak soyut ve süjesi insan olmayan bu hakların hayata geçmesi (varlıklarının gerekçesi değil), onların içinde bulunduğumuz zaman diliminde, insanlar tarafından talep edilebilmelerine bağlıdır. İşte bunun için de “Dördüncü kuşak hakları talep hakkı”, dördüncü kuşak haklarla birlikte ama temel ve yeni bir insanlık hakkı olarak artık kabul edilmelidir. Bu makale ile dördüncü kuşak haklar ve bunları talep etme hakkı, topluca ve ilk kez olarak tarafımızdan kamuoyunun tartışılmasına sunulmaktadır.

       İncelemenin bu bölümünde, uygarlığımızın içimize umut veren bazı gelişmelerini incelemek gerekir. Bunun için bazı uluslararası metinlerin ve iç hukukumuzun, dördüncü kuşak hakların varlığı konusunda oluşturdukları düzenlemeler incelenecektir.

 

EKOSİSTEM(İN) HAKKI

     Önce ekosistemin kısa bir tanımı yapılırsa, ekosistem; dünya üzerindeki canlı ve cansız varlıkların, aralarında karşılıklı ilişkiler kurarak oluşturdukları (biyolojik) sistemlerdir. Dünya bir ekosistem olarak kabul edilebileceği gibi, kara ekosistemi, deniz ekosistemi veya orman ekosistemi, mera ekosistemi, dağ ekosistemi vb şeklinde de nitelemelerde de bulunulabilir ve hepsi de doğrudur.

      Ekosistem(in) hakkı ise; yukarıda da tanımlandığı gibi ister makro düzeyde dünya ekosistemi olarak, ister temel iki ekosistem olan kara ve deniz ekosistemi, isterse temel doğal varlık adı ile anılan orman ekosistemi, dağ ekosistemi, çöl ekosistemi, step ekosistemi, mera ekosistemi, kıyı ekosistemi vb olarak nitelendirilsin, o ekosistemin; öncelikle var olma, kendini yenileme ve geliştirme hakkını ifade eden ve hak süjesi de o ekosistem olan soyut bir haktır.

      Elbette ekosistem bizzat kendi hakkını talep edemeyeceğinden, başta da belirttiğimiz genel “dördüncü kuşak hakları talep etme” hakkının bir parçası olarak, “ekosistem hakkını talep etme hakkı” kabul edilecektir.

 

Uluslar arası hukukta ekosistem(in) hakkı:

      Uluslararası platformlardaki ve Türkiye’deki tartışmalarda genelde bu konuda atıf yapılan iki anayasa vardır. Bunlar Ekvador ve Bolivya Anayasalarıdır. Bolivya, dünyada doğanın yasal haklarını tanıyan ilk ülke olmuştur. İklim değişikliğini önlemek, doğal varlıkların sömürülmesini engellemek ve Bolivya halkının yaşam kalitesini yükseltmek adına alınan bu karar doğayı insanla eşit statüde kabul etmektedir. 28 Eylül 2008’de referandumla kabul edilen Ekvador Anayasasının 71. maddesi de, hayatın gerçekleştiği doğanın ya da Pachamama’nın (Toprak Ana) var olma hakkını tanımakta ve onu anayasal koruma altına almaktadır. Anayasa hükmü;

“Hayatın içinde yeniden ürediği ve meydana geldiği tabiat veya toprak ana bir bütün olarak var olma, yaşam döngü ve işlevlerinin evrimsel süreçlerinin korunması ve yeniden canlandırılması hakkına sahiptir.”

şeklindedir.

     Muhtelif amaçlarla da olsa ekosistemlerin korunması amacı ile imzalanmış uluslar arası sözleşmeler aşağıdadır:

1. Antarktika Antlaşması (Antarctic Treaty) – 1959/ WASHINGTON

2. Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (The Convension on Wetlands of International Importance, Especially as Waterfowl Habitat) – 1971/RAMSAR

3. Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme (Protecting World Cultural and Natural Heritage Treaty) 1972/PARİS

4. Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme (International Convention for the Prevention Pollution from Ships) 1973/78/MARPOL

5. Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme/CITES(The Convention on International Trade in Endangered Species of Wild Fauna and Flora)1973/WASHINGTON

6. Akdeniz'in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi(Convention for the Protection of the Marine Environment and the Coastal Region of the Mediterranean) – 1976/BARSELONA

7. Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (Convention on the Conservation of European Wildlife and Natural Habitats) 1979/BERN

8. Göçmen Yabani Hayvan Türlerinin Korunması Sözleşmesi(The Convention on the Conservation of Migratory Species of Wild Animals[CMS]) – 1979/BONN

9. Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi (Vienna Convention for the Protection of the Ozon Layer) - 1985/VİYANA

10. Karadeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi ve Ek Protokolleri (Convention on the Protection of the Black Sea Against Pollution) – 1992/BÜKREŞ

11. BM Ormancılık Prensipleri(United Nations Forum on Forest)– 1992/RİO De JANERİO

12. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (The United Nations Framework Convention on Climate Change) - 1992/NEW YORK

13. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi(Convention on Biological Diversity) – 1992/RİO De JANERİO

14. Avrupa Peyzaj Sözleşmesi(European Landscape Convention) – 2000/FLORANSA

15. Uluslararası Kuşların Korunması Sözleşmesi (International Convention For The Protection Of  Birds) – 1950/PARİS

16. Sınıraşan Suyolları ve Uluslararası Göllerin Korunması ve Kullanılması Sözleşmesi(Convention on Protection and Use of Transboundary Waters and International Lakes)- 1992/HELSİNKİ

        Bu uluslar arası sözleşmelerin (Ek protokoller metne alınmamıştır) tek başına hiçbirisinin bir ekosistemi veya genel anlamda ekosistemi hak süjesi olarak kabul ederek hazırlandığını söyleyemesek de, aslında bütün bu sözleşmelerin tek bir amacı vardır, o da konu edindiği ekosistem parçasını korumaktır. Özetle gelişen evrensel hukuk sistemi, “çevre koruma” veya sadece “çevre” başlığı altında ekosistemin devamı için bir hukuk, yani haklar sistemi oluşturmaya çalışmaktadır. İşte biz burada söylenilmesi gereken doğru söylemin bir “ekosistem hakkı” olduğunu ve bu hakkın kabulünün gerektiğini belirtmekteyiz.

 

        Evet! Evrensel hukuk olarak “Ekosistem”; parçası olduğumuz ve içinde bizim de yaşam hakkımızın bulunduğu o sistem, artık bir hak süjesidir.

 

Türk hukuk sisteminde ekosistem(in) hakkı:

       Anayasamızda yer alan 56. maddedeki düzenleme, genelde insanın çevre hakkına, insanın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına atıf yaparak çevre korumada devletlerin ve kişilerin hak ve ödevlerine odaklanmaktadır. Ekolojik Hukuk Sisteminde ise temel bakış açısı bu düzenlemeden ayrılmakta ve artık Ekosistemin de insan gibi bir hak öznesi olduğu kabul edilmektedir. Bu hak süjesi/öznesi olma sonucunda, ekosistemin “varlığını sürdürme” ve “kendini yenileme” hakkı asıl ve öncelikli çağdaş bir hak olarak ortaya çıkmakta, “ sürdürülebilir yaşam”  olarak ifade ettiğimiz olgunun anlamına temel teşkil etmektedir.

      Anayasa’nın 43. maddesi ile “kıyı ekosistemi “,  45. maddesi ile “mera ekosistemi” , 56. maddesi ile “genel çevre “, 63. maddesi ile “tabiat varlıkları/doğal sitler”, 168. maddesi ile “genel anlamda bütün doğal varlıklar” ve 169. maddesi ile de “orman ekosistemi” için bir koruma sağladığı ve “ileri bir yorumla da olsa” onları pasif bir hak süjesi/öznesi olarak kabul ettiğini söyleyebiliriz.

      Ulusal hukukta kanun düzeyinde yer alan;

1. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlılarını Koruma Kanunu

2. 2872 Sayılı Çevre Kanunu

3. 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu

4. 3621 Sayılı Kıyı Kanunu

5. 4342 Sayılı Mera Kanunu

6. 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu

7. 5312 Sayılı Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda     

    Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun 

8. 6831 Sayılı Orman Kanunu

9. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu

gibi düzenlemelerle, aktif olmasa da bir kısım ekosistem ile flora ve fauna için,  yine “ekolojik bir yorumla” onları pasif bir hak süjesi/öznesi olarak kabul ettiğini söyleyebiliriz.

     Uluslar arası hukukta ise, Türkiye’nin taraf olduğu Anayasa md. 90/son;

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 5170 - 7.5.2004 / m.7) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

 göndermesi ile;

1. Uluslararası Kuşların Korunması Sözleşmesi, (1950/PARİS)

2. Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslar arası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında   

     Sözleşme, (1971-RAMSAR)

3. Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme, (1972-PARİS)

4. Denizleri Gemiler tarafından kirletilmesinin önlenmesine Ait Uluslararası Sözleşme

     (1973/79 MARPOL)

5. Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme   

    (CITES)(1973/WASHINGTON)

6. Akdeniz'in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi (1976/BARSELONA)

7. Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi, (1979-BERN)

8. Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi, (1985/VİYANA)

9. Karadeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi, (1992-BÜKREŞ)

10. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, (1992 -RİO)

11. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, (1992-NEW YORK)

12. Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, (2000-FLORANSA)

gibi (Ek protokoller metne alınmamıştır) Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu bir kısım uluslar arası sözleşmelerin de “yine ileri bir yorumla” ekosistemi pasif bir hak süjesi/öznesi olarak kabul ettiğini söyleyebiliriz.

 

Sonuç olarak; Türk Hukuk Sisteminin, aktif olmasa da bir kısım ekosistem ile flora ve fauna için ve yine ileri ve ekolojik bir yorumla onları pasif bir hak süjesi/öznesi olarak zımnen kabul ettiğini ve açıkça kabul edilmesi için hiçbir hukuki engel olmadığını da söyleyebiliriz.

 

GELECEK (DOĞMAMIŞ) NESİLLERİN HAKKI

          Gelecek nesillerin hakkı, dünyada ve ülkemizde çok söylenen ama genelde ergenlik çağına ulaşmamış ve çocuk olarak adlandırılan bir kitle için kullanılan bir kavramdır. Türk halkı arasında “tüyü bitmemiş yetim hakkı”  olarak da belirtilen etkili bir söylemdir. Ama hepsi doğmuş ve halen var olan nesil için söz konusudur. Sadece medeni hukukta, miras açısından “cenin”in anne karnında iken, sağ olarak doğmak koşulu ile hak sahibi olduğu bir düzenleme, uzun bir süredir mevcuttur. Yine herkesçe bilinen ünlü Kızılderili şefinin “biz bu dünyayı atalarımızdan miras almadık, gelecek nesillerden ödünç aldık” sözü de, insanlığın kendi geleceği üzerinde bir endişesinin uzunca bir süredir var olduğu anlaşılmaktadır. Fakat bu söylemin pek de “doğmamış” nesilleri kapsadığı söylenemez.

        Gelecek (Doğmamış) Nesiller Hakkı da; gelecek nesillerin sağlıklı olarak işleyen bir ekosistem ve sağlık, refah ve barış içinde bir dünya düzeni içine doğma ve yaşamlarını sürdürüp, kendilerinden sonraki nesilleri oluşturabilme hakkını ifade eden ve hak süjesi de gelecek (doğmamış) nesiller olan soyut bir haktır.

         Gelecek nesiller için temel endişe; çevre, sağlık, eğitim, güvenlik, refah ve adalet gibi temel uygarlık algılarından uzak olmayan bir dünya bırakabilmektir. Bu da “sürdürülebilir yaşam” ile mümkün olabilir. Ama dünyadaki egemen sistem kalkınmayı temel almış ve “sürdürülebilir kalkınma” kavramını 1992’den bu yana insanlığa tek çözüm olarak göstermektedir. Hedef de oldukça masumdur: “Yoksulluğu, susuzluğu ve açlığı yok etmek için kalkınmak gerekir.” Ama yoksulluğun, açlığın ve susuzluğun sorumlusu; önceleri sömürgecilik, kölelik, daha sonra da ve halen emperyalist sömürü düzeni değilmiş gibi. Elbette makalenin konusu ekonomik sistem tartışması yapmak da değildir. Ama gerçekleri belirtmeden geçmek, okuyucuya saygısızlık etmek demektir. Bu nedenle “sürdürülebilir kalkınma” yerine tarafımızdan “sürdürülebilir yaşam” savunulmaktadır.

        Elbette gelecek (doğmamış) nesiller bizzat kendi hakkını talep edemeyeceğinden, başta da belirttiğimiz genel “dördüncü kuşak hakları talep etme” hakkının bir parçası olarak, “gelecek (doğmamış) nesillerin hakkını talep etme hakkı” kabul edilecektir.

 

Uluslar arası hukukta gelecek (doğmamış) nesillerin hakkı:

      Bu kısa açıklamadan sonra şimdi de uluslararası hukukta gelecek nesillerin hakkını ama önce var olma haklarını korumaya yönelik metinlerden başlanarak incelenecektir.

1. Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı (1981)’nın 20/1. maddesi bize vahşi bir gerçeği hatırlatmaktadır: “Bütün halklar var olma hakkına sahip olacaktır.” Evet, acı gerçek budur! Eğer bugün insan yoksa zaten gelecek nesil de hiç olmayacak demektir. Bu metin aslında bizce “gelecek nesillerin var olma hakkı” nı gösteren çok önemli bir belgedir.

2.Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (1948)’nin 3.maddesindeki “Herkesin yaşama hakkı …………… vardır.” ilkesi, Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirgesi (1948)’in 1. maddesindeki “Her insanın yaşam …… hakkı vardır” ilkesi İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin (Avrupa) Sözleşme(si) (1950)’nin 2. maddesindeki “yaşama hakkı” bir adım öteye geçerek Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır.” demekte veAvrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi (2000)’in 2/1. maddesindeki Herkes, yaşama hakkına sahiptir.” İlkesi da yine bize var olmayan insanın gelecek nesli oluşturamayacağı için, dolaylı şekilde gelecek neslin var olma hakkını da göstermektedir.

3. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi (1959) ve BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (1990), her ne kadar doğmamış nesillerle ilgili değilse de, insanlığın gelecek nesilleri koruma ve var etme konusunda endişelerini göstermesi açısından önemlidir.

4. Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi (2000) egemen sistemin bir itirafı ama kurtuluş reçetesinin yine de “sürdürülebilir kalkınma” olduğunda ısrar eden, çelişkilerle dolu bir metindir. Bu metnin 21. maddesindeki Başta çocuklarımız ve torunlarımız olmak üzere tüm insanlığı, insanoğlunun faaliyetleri nedeniyle onarılamaz ölçüde bozulmuş ve kaynakları artık ihtiyaçları karşılayamayacak kadar yetersizleşmiş olan bir gezegende yaşama tehdidinden kurtarmak için hiç bir çabadan kaçınmamalıyız.” şeklindedir. Her ne kadar açıkça doğmamış nesilleri hedef almamış ise de, bunun yine de gelecek nesillerin var olma haklarına ilave olarak “yaşanabilir bir dünya” bırakmayı da hedeflediğini görmekteyiz. İşte bu madde tam anlamıyla bir “Gelecek (Doğmamış) Nesillerin Hakkı” nın varlığını kabul etmek demektir.

5. Bu konudaki en önemli uluslar arası samimi itiraf metni Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu (1995) dur. Metnin “İlkeler ve Hedefler” başlığı altında 26/b maddesinde yazılı “Nesiller arasında eşitliği sağlayarak ve doğal çevremizin bütünlüğünü ve sürdürülebilirliğini koruyarak bugünkü ve gelecekteki nesillere karşı sorumluluklarımızın gereklerini yerine getirmek;”  hedefi, tam anlamıyla “Gelecek (Doğmamış) Nesillerin Hakkı” nı tanımlamaktadır. Bu metin, önemli bir bölümü ile egemen ekonomik sistem ve yönetici güçlere hesap sorma belgesi olarak, sürekli bütün sosyal ve ekolojik amaçlı kişi ve gönüllü kuruluşların gündeminde olması gerekir.

6. BM Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Planı (1994)’ün 6. ilkesi “Günümüzde ve gelecekte bütün insanların eşit paylaşacakları refahı sağlayacak bir araç olan sürdürülebilir kalkınma, nüfus, kaynaklar, çevre ve kalkınma arasındaki karşılıklı ilişkilerin tam olarak bilinmesini, uygun şekilde düzenlenmesini ve bunlar arasında uyumlu dinamik bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın ve bütün insanlar için daha yüksek bir yaşam kalitesinin başarılması için Devletler, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânını tehlikeye atmadan şimdiki kuşakların ihtiyacını karşılamak amacıyla nüfusa ilişkin politikalar dâhil, uygun politikaları yerleştirmeli, sürdürülemez üretim ve tüketim biçimlerini azaltmalı ve ortadan kaldırmalıdır.” şeklindedir. Bu Konferans metninin 6. ilkesi de tam anlamıyla “Gelecek (Doğmamış) Nesillerin Hakkı” nı tanımlamaktadır.

      Yukarıya aldığımız bu önemli uluslar arası belgelerin yanı sıra doğal varlıklar ile ekosistemin muhtelif unsurlarının, tarihi ve kültürel mirasın korunmasına yönelik bütün metinlerin de, bunları korumak ve gelecek nesillere aktarmak endişesi ile hazırlandığını kabul etmek zorundayız.

 

Bu da aslında bütün insanlığın “Gelecek Nesillerin (Doğmamış) Hakkı” nı kabul ettiğinin, dolaylı da olsa bir göstergesidir.

 

Türk hukuk sisteminde gelecek (doğmamış) nesillerin hakkı:

      Türk hukuk sisteminde anayasal düzeyde ailenin korunması düzenlenmiş ama gelecek nesillere yönelik bir ilke veya hedef düzeyinde dahi olsa bir düzenleme yapılmamıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde “yaşama hakkı”, 41. maddesinde “ailenin korunması ve çocuk hakları” düzenlenmiş olup, bunlar hakkın varlığına yönelik dolaylı düzenlemelerdir. Türk Medeni Hukuk sisteminde 1926 yılından bu yana miras açısından “cenin”in anne karnında iken, sağ olarak doğmak koşulu ile hak sahibi olduğu bir düzenleme, mevcuttur. Fakat unutmamak gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti yukarıda belirtilen uluslar arası sözleşmelerin neredeyse tamamına yakınına taraftır. Ayrıca Anayasa’nın başlangıç ilkelerinde mevcut “Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;” cümlesi de bunu desteklemektedir.

 

Sonuç olarak; bu da Türk Hukuk Sisteminde “Gelecek (Doğmamış) Nesillerin Hakkı” kavramının çok da yadırgatıcı olmayacağının en önemli dayanağıdır.

 

KENT(İN) HAKKI

          Bu hak yerine daha çok “kentli hakkı” ifade edilmekte ve kentte yaşayan insanların hakları olarak söz konusu edilmektedir. Hâlbuki kent ne sadece insan, ne sadece bina, yol, köprü, araçlar ne de tarihsel veya sanatsal yaşam vb dir. Kent bunların toplamıdır. Kent insanların barınmasının ve güvenliğinin esas alınması ile tarihte ortaya çıkmış ve hızlı bir gelişme göstermiş bir olgudur.

          Dünyada ve buna paralel olarak Ülkemizde, kırsalda ve kentte yaşayan insan oranı, son 40-50 yılda tamamen ters bir oran almıştır. Arık insanlar büyük bir çoğunlukla kentlerde yaşamaktadırlar. Ne kadar planlı kentleşme olsa da kentler kolay yönetilememektedir. Kaldı ki gelişmiş ülkeler hariç, dünyanın büyük bir bölümünde plansız olarak kentleşme olmaktadır. Bu da kentlerin yönetilmesini olanaksız hale getirmektedir. Kentler yönetimleri itibarı ile ayni zamanda demokratikliğin de bir göstergesidir.

          Sonuç olarak kentler gelişmektedir. Bu gelişmenin iyi yönetildiği yerlerde, kent tarihi, kültürü ve ekosistemi eski-yeni birlikteliği içerisinde gelişmektedir. Bunun dışındaki örnekler ise sadece azmanlaşan yapı stoklarından oluşan, kültürsüz, yoz ve görgüsüz oluşumlardır. Burada kentin yönetimini, yöneticilerin keyfine veya düşüncelerine, ya da çoğu zaman rantsal oligarşiye bırakmak yerine, sağlam ve kadim köklere bağlı bir kent hukuku oluşturmak gerekmektedir. Bunun temeli de ayni ekosistemi korumak için kabul edilen “ekosistem(in) hakkı” gibi bir “kent(in) hakkı”nı da kabul etmek gerekmektedir. Yani “kent” artık bir “hak süjesi” olarak kabul edilmektedir. Elbette insanlar için de “kent hakkını talep etme hakkı” tamamlayıcı hak olarak, bütün dördüncü kuşak haklarda olduğu gibi kabul edilmesi geren, tamamlayıcı bir hak olarak kabul edilecektir.

 

Uluslar arası hukukta kent(in) hakkı:

       Doğrudan kent ile ilgili uluslar arası sözleşmeler oldukça azdır. Aşağıdaki Avrupa Kentsel Şartları’nın da sözleşme niteliğinde olmadıklarından, bağlayıcı bir özellikleri yoktur. Ama çok fazla sözü edilen metinler olduğunu öncelikle belirtmek isteriz.

1. Avrupa Peyzaj Sözleşmesi(European Landscape Convention) – 2000/FLORANSA: Bu sözleşmede peyzajın insan, doğa, kent, tarih ve kültür ile ilişkisi açıkça düzenlendiğinden, sözleşmenin özellikle kentleri peyzajları ile bir kimlik sahibi olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Bu önemli bir adımdır.

2. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (European Charter Of Local Self Goverment)-1988/STRAZBURG: Bu sözleşme ile kentlerin yöneticisi olan yerel yönetimlerin hukuku belirlenirken, ayni zamanda kentin hukuku da belirlenmektedir. Kentin hukuku oluştuğunda da, doğal olarak kentin bir “hak süjesi” olduğu kavramını artık ileri sürmekte bir engel kalmamaktadır. Özellikle “özerklik” kavramı ile kentin bağımsız bir hak sahibi ve kendini yönetmeye ehil bir kişilik olduğu açıkça ortaya konulmaktadır. Bu şekilde kentin bir “hak süjesi” olduğu kavramı güçlenmiş olmaktadır.

3. Avrupa Kentsel Şartı (European Urban Charter) – 1992/STRAZBURG (Sözleşme statüsünde değildir.)

Avrupa Kentsel Şartı-2  (European Urban Charter-2) – 2008/STRAZBURG: Öncelikle belirtmek gerekir ki bunlar birer sözleşme statüsünde değillerdir. O nedenle bağlayıcılıkları yoktur. Ama ilginçtir ki, hem kapsamları ve hem de kendilerine gösterilen ilgi, bu metinleri birer “kentsel kimlik kartı koşulları”na dönüştürmüştür. Bu belgeler de, bizim kentin bir “hak süjesi” olduğu ve “hakları” olduğu tezimizi güçlendirmektedir.

 

Sonuç olarak, uluslar arası alanda dolaylı da olsa bir “Kent(in) Hakkı” vardır, diyebiliriz.

 

Türk hukuk sisteminde kent(in) hakkı:

       Bu hakkında diğer dördüncü kuşak haklar gibi hukuk sistemimizde açık olarak var olduğu söylenemez. Anayasa’nın 17. maddesindeki “yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı”, 21. maddesindeki “konut dokunulmazlığı”, 23. maddesindeki “yerleşme hürriyeti”, 35. maddesindeki “mülkiyet hakkı”, 56. maddesindeki “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”, 57. maddesindeki “konut hakkı” ve 63. maddesindeki “tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma hakkı”, bu konuda dolaylı düzenlemeler olarak kabul edilebilir.

       Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kanunlarından olan 442 sayılı Köy Kanunu, modern anlamda basit kalsa da, o zamanın en yaygın yerleşim yeri olan köyü düzenlemesi açısından önemlidir. Kent olmasa da, yerleşim ve yerleşenlerin düzeni ve haklarını belirlemesi açısından örnek bir düzenlemedir. Aşağıda listelenmiş kanunlar da büyük oranda kenti ve kent dokusunu oluşturan kanunlardır. Bunlardan kent hukukuna yönelik düzenlemeleri ilginçtir ki ceza kanunlarımızda görmekteyiz. Bunlar daha çok “kente karşı suç” için çok iyi örneklerdir. Bunlar; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu md. 33 “dilencilik”, md. 35 “sarhoşluk”, md. 36 “gürültü”, md. 37 “rahatsız etme”, md. 38 “işgal”, md. 41 “çevreyi kirletme” ve md. 42 “afiş asma” dır. Kente karşı suç kavramı yolu ile kentin burada mağdur ve dolaylı olarak da “hak süjesi” olduğuna kolaylıkla ulaşabiliriz. Ayni şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu md. 181 “çevrenin kasten kirletilmesi”, md. 182 “çevrenin taksirle kirletilmesi”, md. 184 “imar kirliliğine neden olma”,md. 196 “usulsüz ölü gömülmesi” ve md. 229 “dilencilik” örnek olarak kabul edilebilir. Burada dikkat çeken en önemli madde “imar kirliliğine neden olma” maddesidir. Özellikle bu madde yolu ile kente karşı suç kavramı yolu ile kentin burada mağdur ve dolaylı olarak da “hak süjesi” olduğuna yine kolaylıkla ulaşabiliriz.

       Yukarıda ayrıntısına girilmeyen ve aşağıda yer alan kanunlar ise kentin sağlıklı ve planlı oluşmasını, kent içindeki mülkiyet hukukunun ayrıntılarını ve kent içindeki her açıdan düzenin sağlanmasını temin eden kanunlar olup, kent hukukunu oluştururlar. Dolaylı yoldan kenti bir “hak süjesi” haline dönüştürürler. Bunlara örnek olarak; 2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu, 3194 Sayılı İmar Kanunu, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu, 5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 5393 Sayılı Belediye Kanunu, 5543 Sayılı İskân Kanunu ve 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun sayılabilir.

      Ayrıca uluslar arası nitelikteki düzenlemelerin de Anayasa md. 90 yolu ile iç hukukumuzda yer alacağını belirtmek isteriz. Fakat “Avrupa Kentsel Şartı-1 ve 2” sözleşme olmadığından, Anayasa md 90 kapsamında olmayacaklardır. Ama bu metinlerin, sözleşmelerden daha çok uygulama alanı bulduklarını da belirtmek gerekir.

 

Sonuç olarak; Türk Hukuk Sisteminde “Kent(in) Hakkı” kavramının yine pek de yadırgatıcı olmayacağının dayanaklarının var olduğu kabul edilebilir.

 

SONUÇ

        Uygarlığımızın geldiği aşama, yaşanılan sorunlar, uygarlığımızın ve Dünyanın var olup olmayacağı, yaşamın devam edip edemeyeceği yönündeki derin endişeler, bizleri dördüncü kuşak hakları incelemeye ve tartışılmasını sağlamaya yönlendirmiştir. Bizce haklar; kabul edildikleri için değil, var olduklarının insanlıkça fark edildiği zaman ortaya çıkarlar. Bu güne kadar haklar insanı yaşatmak ve geliştirmek için kabul edilmişlerdi. Şimdi dördüncü kuşak haklar tek tek insanı değil, bir bütün olarak insanlığı ve parçası olduğu ekosistemi esas almaktadır. Burada tarafımızdan ilk kez toplu bir yaklaşımla “dördüncü kuşak haklar” ve “bunları talep etmek” hakkı, genel hak olgusu ve ilk üç kuşak haklar ile birlikte incelenmiş ve ulusal ve uluslar arası hukuk belgelerinde dolaylı da olsa dayanakları belirtilmiştir. Umarız uygarlığımız, çok geç olmadan bu hakları birer uluslar arası hukuk metnine dönüştürür. Son sözümüz ise Türk aydınlarına ve yöneticilerine olacaktır. Vakit yok, siz lütfen uluslar arası camiayı beklemeyin!

 

Av. Ömer AYKUL/İSTANBUL/Mayıs-2015