Aykul Topçu Hukuk Bürosu


  KISA ADI “2B YASASI” OLAN KANUN HAZIRLIKLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME   YARGI VE SORUNLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME   EKO-HUKUK VE ORMANLARIMIZ   2872 SAYILI ÇEVRE KANUNU DEĞİŞTİREN 5491 SAYILI KANUN HAKKINDA İNCELEME VE HUKUKİ GÖRÜŞ   YABANCILARA ARAZİ SATIŞI KONUSUNDA HUKUKSAL İNCELEME   EKO-HUKUK ve ÜSTÜN KAMU YARARI   TEMEL DOĞAL VARLIKLARIMIZDAN ORMANLARIMIZ VE 2B SORUNU   TARIM ALANLARI ve MERALARDA AMAÇ DIŞI KULLANIM ve ÜSTÜN KAMU YARARI   VAKIFLAR KANUNU HAKKINDA DEĞERLENDİRME   TURİZMİ TEŞVİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR 5761 SAYILI KANUN’UN İNCELENMESİ   ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ VE EKO-HUKUK   YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULUNUN 30.04.2010 TARİH ve ESAS:2004/1 KARAR:2010/1 SAYILI İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   DOĞAL VARLIKLARA ZARAR VEREBİLECEK YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARINDA DANIŞTAY UYGULAMASI ve ÜSTÜN KAMU YARARI   TABİATI VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA KANUNU TASARISI DEĞERLENDİRMESİ ve ÖNERİLER   Havza Yönetimi , Örgütlenmesi ve Genel Su Kanunu (Su Çerçeve Yasası) Projesi   Türk Hukuk Sisteminde Çevre ile ilgili Konularda Bilgiye Erişim-Katılım-İdareye/Yargıya Ulaşım Hakları ve Aarhus Sözleşmesi   YABANCILARA ARAZİ SATIŞI KONUSUNDA ANAYASA MAHKEMESİNİN 2644 SAYILI TAPU KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ İLE İLGİLİ 5872 SAYILI KANUN HAKKINDA SON KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   ANAYASA MAHKEMESİNİN, 5831 SAYILI ve 3402 SAYILI KADASTRO ve 6831 SAYILI ORMAN KANUNU DEĞİŞTİREN KANUN HAKKINDAKİ 12.05.2011 TARİHLİ KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ   2A ve 2B ALANLARI İLE İLGİLİ TASARI ve CHP TEKLİFİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME   EKOLOJİK HUKUK AÇISINDAN YENİ ANAYASA GELİŞMELER-SORUNLAR-ÖNERİLER   648 SAYILI KHK ve DAYANAĞI 6223 SAYILI YETKİ KANUNUNUN EKOLOJİK HUKUK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ   TÜRKİYE’DE EKOLOJİK HUKUK UYGULAMALARI (ve özelde Trakya)(ECOLOGİCAL LAW PRACTİCES IN TURKEY specially in Thrace)   KENT HUKUKU VE ŞEHİR PLANLAMASI AÇISINDAN TAKSİM MEYDANI YAYALAŞTIRMA PROJESİ  HUKUK SİSTEMİNDE TEMEL İNSAN HAKLARI ve GELİNEN SON AŞAMA; “DÖRDÜNCÜ KUŞAK HAKLAR ve BUNLARI TALEP HAKKI”  MERSİN-AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ İLE İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARININ ve NİHAİ ÇED RAPORUNUN HUKUKSAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ  MERSİN-AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ ANLAŞMASININ HUKUKSAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ  TÜRKİYE’DE ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRME HUKUKU ve SON ÇED YÖNETMELİĞİ

MERSİN-AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ İLE İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARININ ve NİHAİ ÇED RAPORUNUN HUKUKSAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Özet

       Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santralinin yer seçimi, yapım, işletme ve söküm dâhil olmak üzere bütün bir süreci kapsayan çevresel etki değerlendirmesi hazırlanmış ve üzerinde yeterli bir tartışma yapılmadan acele ile ÇED Olumlu Kararı da verilmiştir. Makalede başta yer seçimi ve etkilenecek bütün ekosistem ile yapım, işletme, kaza, söküm, nükleer atıklar ve arazi rehabilitasyon süreci hem hukuki, hem de teknik açıdan değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin önemli bir bölümü açılan davalarda da konu edilmiştir.

 

Giriş

      Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca Mersin Akkuyu NGS ile ilgili olarak hazırlattırılan ÇED Raporu (Bundan sonra sadece ÇED Raporu denilecektir.) üzerinde tartışmalar sürerken, Rusya Devlet Başkanı’nın ziyareti öncesinde acele ile ÇED Raporu doğrultusunda, 01.12.2014 tarih ve 3688 sayılı ÇED Olumlu Kararı verilmiştir.

      ÇED Olumlu Kararı ve dayanağı ÇED Raporu; birçok hukuka aykırılıklar ve bilimsel noksanlıklar içermekle birlikte, üstün kamu yararına ve üstün ekosistem yararına da aykırıdır. Kararın iptali doğrultusunda birçok dava açılmıştır. Ortada bir milletlerarası anlaşma mevcut olduğundan, alınacak iptal kararları santral yapımını kesin olarak engelleyemese de, İdareyi çed sürecindeki sayısız noksanlık ve yanlışlıkları düzeltmek üzere epey zorlayacağı tartışmasızdır.

      ÇED Olumlu Kararının dayanağı olan ÇED Raporu aşağıda önce genel olarak, bilahare de muhtelif konu başlıkları altında ayrıntılı olarak değerlendirilecektir.

 

ÇED Olumlu Kararının Dayanağı Olan ÇED Raporunun Genel Değerlendirmesi

       Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca Mersin Akkuyu NGS ile ilgili olarak hazırlattırılan ve üzerinde tartışmaların sürdüğü, endişelerin henüz giderilemediği çevresel etki değerlendirme çalışmaları, bir süredir basından izlenmekteydi. Fakat Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye’ye yaptığı ziyaretin hemen öncesinde Bakanlık, 01.12.2014 tarihinde ve tartışmalı ÇED Raporu doğrultusunda 3688 sayılı ÇED Olumlu Kararını vermiştir.

        Kararın iptali doğrultusunda birçok davanın açıldığı bilinmektedir. Açılan bu davalar santralin yapılmasını elbette engellemeyecek ama eğer çed olumlu kararı iptal edilirse, İdare birçok olumsuzluğu düzeltmek üzere çok uzun bir süre çalışmak zorunda kalacaktır. Çünkü aşağıda da görüleceği üzere santral güvenlik ve çevresel açıdan pek çok çözümlenmemiş soru ve sorunları barındırmaktadır.

     1. Akkuyu NGS ÇED Raporu öncelikle kolay okunabilir olmayan, farklı yerlerde hazırlanmış da birleştirilivermiş izlenimi uyandıran bir rapordur.  

     2. Rapor, birden fazla raporun ard arda sıralanması ile oluştuğundan ORTAK BİR İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜ ve BÜTÜNCÜL BİR SAYFA NUMARALAMASI YOKTUR. Rapor “adobe” formatında incelendiğinde, programın yapısı gereği sayfa adedi ve numarası kendiliğinden oluştuğundan, raporun tamamının 3730 sayfa olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca ana rapordan ayrı olarak 300-500 sayfa arasında da bir analiz raporu/belgesi olduğu görülmektedir. Bu haliyle öncelikle şeklen bir kopukluk görünmekte ve bu da raporun bütünselliğini ve bir bütün halinde değerlendirilebilmesini ciddi oranda olumsuz olarak etkilemektedir.

    3. Raporun hiçbir yerinde Rusya’nın bu kadar sıcak bir bölgede ve bu kadar sıcak bir denizde NGS inşa, işletme ve kullanılmış yakıt yönetimi konularında bir deneyimi olduğuna dair bir bilgiye rastlanılamamıştır.

     4. Akkuyu NGS ÇED Raporunun 25 kişilik bir ekip tarafından hazırlandığı görülmektedir. Ekipte sadece tek bir nükleer enerji mühendisi vardır.  Yüksek lisans konusu ise, nükleer tıptır. Diğer ekip üyeleri nükleer dışı meslek disiplinlerindendir. Ekipte nükleer enerji konusundaki deneyim adeta yok düzeyindedir. Bu konuda uzman yabancı bilim adamları veya teknik kişilerden de yararlanılmadığı, rapordan anlaşılmaktadır. Raporun özellikle NGS ile ilgili bölümlerinin çeviri olduğu da görülmektedir.

          Sonuç olarak; Türkiye’nin ilk deneyimi olacak bir NGS ile ilgili ÇED Raporu, özellikle NGS inşaası, nükleer yakıt, NGS işletmeciliği, nükleer atık teknolojisi ve nükleer enerji konusunda yeterli derecede deneyimi olmayan bir ekip tarafından hazırlanmıştır. Tarafsız yabancı uzmanlardan ve bilim adamlarından ve bu konuda yetişmiş Türk bilim adamlarından uzman görüşü alınmaması, bunlardan yararlanılmaması; çalışmaların teknolojik yetenekleri bilinen denenmiş NGS işletmelerinin deneyimleri yerine, tamamen modellemelere dayandırılması, bu raporun bilimsel ve hukuki açıdan kabul edilemez bir durumda olduğunu göstermektedir. Yakın tarihlerdeki Çernobil ve Fukuşima faciaları böylesine ortada iken, bu kadar gözü kapalı bir gidiş kabul edilemez.

 

ÇED Raporunda Belirtilen “Uygulanacak Mevzuat” Yönünden ÇED Olumlu Kararının Değerlendirmesi

       ÇED Raporunun pdf formatına göre 2704-2705. sayfalarında (Bölüm V. 2.12.1.) NGS kazalarında uygulanacak mevzuat olarak, Türk mevzuatının ve TC’nin de üyesi olduğu UAEK (IAEA) kurallarının uygulanacağı belirtilmiştir. Fakat listenin devamında aşağıdaki bir takım Rus mevzuatı da uygulanacak kurallar arasında sayılmıştır. Sayılan mevzuat aşağıdadır:

  • Halkın Radyasyon Güvenliği hakkında Rus Federal Kanunu, No. 3-FZ (1996)[9];
  • Çevrenin Korunması hakkında Rus Federal Kanunu, No. 7-FZ (2002)[10];
  • Doğal ve İnsan Kaynaklı Acil Durumlarda Halkın ve Çevrenin Korunması hakkında Rus Federal Kanunu, No. 68-FZ (1994)[42];
  • Nükleer Güç Santrallerinin Güvenliğinin Sağlanması hakkında Rus Genel Yönetmeliği (OPB-88/97), NP-001-97 (PNAE G-01-011-97)[11];
  • Radyasyon Güvenliği hakkında Rus Yönetmeliği (NRB-99/2009), SanPiN 2.6.1.2523-09[12];
  • Nükleer Güç Santrallerinin Tasarımı ve İşletimi ile ilgili Sağlık Tüzüğü (SP AS-03), SanPiN 2.6.1.24-03 [13];
  • Radyasyon Güvenliğinin Sağlanması Hakkında Rus Temel Sağlık Tüzüğü (OSPORB-99/2010), SP 2.6.1.2612-10[14];
  • Nükleer Güç Santrallerinin Konumlandırılması, Güvenlik için Ana Kriterler ve Şartlar hakkında Rus Yönetmeliği, NP-032-01[43];
  • Radyasyon Tehlikeli Durumlarında Acil Durum Bildirim Sırası, İşletme Bilgisi Aktarımı ve Nükleer Güç Santrallerine Acil Desteğin Düzenlenmesi hakkında Rus Yönetmeliği, NP-005-98[44];      
  • Nükleer Güç Santralinde Kaza Durumunda Personel Kişisel Koruma Tedbirleri Planının Standart İçeriği hakkında Rus Yönetmeliği, NP-015-2000[45];
  • Nükleer Enerji Kullanan Tesislerde Nükleer Yakıtın Depolanması ve Taşınması Hakkında Rus Güvenlik Kuralları, NP-061-05[46].

       İlk defa bağımsız bir Ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, yabancı bir Ülke iç hukuk mevzuatının uygulanacağının yazıldığı görülmektedir. Bu tespit edilen husus, raporun ciddiyeti ve hukukiliği konusunda büyük endişe uyandırmaktadır. Bakanlık buna nasıl izin vermiştir? İlgililer önlerine iki kez gelen bu raporu hiç okumamışlar mıdır? Bu hususun gelişen zaman içinde nasıl çözümleneceği merak konusudur.

 

ÇED Raporunda “Proje İçin Seçilen Yerin Konumu” Yönünden ÇED Olumlu Kararının Değerlendirmesi

        ÇED Raporunun II. Bölüm pdf formatı sf. 98 ve devamı sayfalarından anlaşıldığı kadarı ile yer lisansı aslında 30.06.1976 yılında Türkiye Elektrik Kurumu’na (TEK)’e verilmiş, o zamanın koşullarına göre bir çalışma yapılmış ve şimdi de Proje Şirketi (PŞ) tarafından güncellenmiş/güncellenmektedir.

         ÇED Raporunda; yer seçiminin nedenlerinden birisi olarak, Akdeniz kıyısının bu kesiminde santral etrafındaki nüfus yoğunluğunun ve dağılımının seyrek bir yapıya sahip olması ve etrafının turizm, sanayi ve tarım gibi sektörler açısından nispeten gelişmeye uygun olmaması gösterilmektedir. Gerçekler hiç de böyle değildir.  40 Yıl önce NGS seçiminde nüfus yoğunluğu az ve hiç kimse de bu bölgenin bir turizm bölgesi olacağını, hem de önemli miktarda turizm girdisi sağlayacağını öngörememiş olabilir. Giderek turizmin Akdeniz’de, Antalya ve Mersin kıyıları arasında artmasıyla, özellikle yazın, nüfus yoğunluğu milyonlarca kişiye ulaşmaktadır. Nükleer bir kaza veya muhtemel bir deprem sonucundaki potansiyel radyasyon yayılımında; yalnızca Antalya, Mersin değil; ‘Böylesi bir durumda Türkiye, Ortadoğu Ülkelerinin-Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, Suriye, Lübnan, İran, Irak, Ürdün, Mısır, Libya gibi- büyük risk altında olduğu’[1] işaret edilmektedir.

         Ayrıca daha önce çok iyi hesaplanmamış olan nüfus yoğunluğu konusunun olumsuzluğunun yanı sıra, en ufak bir ‘gerçek’ kaza veya dış kaynaklı olarak çıkartılmış bir kaza ‘söylentisinden’, bölgede giderek artan turizm potansiyeli, narenciyecilik, sebzecilik gibi tarımsal faaliyetler ve balıkçılık da (Akkuyu’ya yakın mesafedeki iki büyük balık yatağı göz önüne alındığında) büyük zarar görecek olmasıdır.

         ÇED Raporunda Bölüm IV.2.4.1 (pdf formatı) sf. 335’den başlamak üzere sf. 493’e kadar uzun bir jeolojik ve sismik analizler bölümü vardır. Her ne kadar saha sismik hareketlilik açısından sakin görünüyorsa da, tesisin doğusunda oldukça yakın bir şekilde güney ucuyla dalış gösteren ECEMİŞ FAYI, özellikle güney ucu, yani NGS’ne yakın olan bölümü az bilinen bir faydır. Ayrıca tesisin hemen kuzeyinde yer alan NAMRUN FAYI da az bilinmektedir. Eğer NAMRUN Fayı ile ECEMİŞ Fayı bağlantılı ise, risk çok daha artacaktır. ÇED Raporunda bu faylar geçiştirilmiş görünmektedir. Bize göre en büyük tehlike, bilinmeyenlerdedir. Tsunami ile ilgili de farklı rakamlar verilmektedir. Bazen 7m (sf. 488), bazen 10m denilmiştir. 10m lik bir dalga için NGS yeterli bir güvenlik içinde değilmiş gibi durmaktadır. Bu bölümde ayrıca Pof. Dr. Ö. Ahmet ERCAN[2]’a aitAkkuyu NGS ÇED Raporu Hakkında “Sadece üstünde bulunulan bölgedeki değil, civar büyük sismik tehditlerin ve depremselliklerin de değerlendirilmesinin önemini” belirtir görüşünü dikkatlere sunmak isteriz.

             Ayrıca “Akkuyu Nükleer Güç Santralinin ÇED Raporunun Deprem Riskleri Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı ve Prof. Dr. A. M. Celal ŞENGÖR ve değerli öğrencileri Doç. Dr. M. Sinan Özeren, Yük. Müh. Ali D. Özbakır tarafından hazırlanan üçlü raporda[3] önemli riskler ortaya konmuştur. Bu raporda yine ayni şekilde bölgedeki “Kıbrıs dalma batma zonu”,  “Ecemiş Fay Zonu” ve “ Helen Yayı” ile ilgili tehditlerin üzerinde durulmaktadır. Ancak bu raporda; ilk kez tsunamiyi bilinenin veya hesaplananın çok ötesine taşıyabilecek olan “Nil Deltası” nın altındaki sediment kütlenin depremle Akdeniz çanağının içine doğru harekete geçmesi ile oluşacak devasa tsunami (bize göre tarihsel facianın) ortaya konmaktadır. Bunlar ÇED Raporunda hiç dikkate alınmamıştır.

         Yine ÇED Raporunun pdf formatına göre 1881. sayfasındaki ‘EK IV.2.11-2.23-7.’ Adana KTKBK’nun 09.01.2014 tarih ve 91 sayılı yazısında; “Akkuyu NGS sahasında 214 ada 39 sayılı (bilahare bu karar 38 parsele kaydırılmıştır) orman parselinde, 17.05.2012 tarih ve 944 sayılı karar ile halk arasında Kargılı Kilise diye adlandırılan sahanın I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olduğu” belirtilmektedir.  Bu alan yine bu yazı ve eklerinden anlaşıldığı kadarı ile “AYNEN KORUNACAK ALAN” olarak da belirlenmiştir. Fakat bu tespit, burasının NGS sahası olarak belirlenmesi açısından önemsiz bulunmuştur. Herhalde I. Derece Arkeolojik Sit bölgesindeki ilk NGS olarak tarihe geçecektir. Bu bakış açısı ile ne insan yaşamı, ne doğal varlıklar ve doğal yaşam, ne kara-deniz-hava, ne arkeolojik vs değerler bu ÇED Raporundaki anlayışa göre NGS’den önemli ve değerli değildir.

         Yine ayrıca Nükleer Güç Santrali Sahalarına İlişkin Yönetmelik md.5 aşağıdadır:

Uygunluk Değerlendirmesi

Ana hususlar

MADDE 5 - (1) Bir yerin nükleer güç santral sahası olarak uygunluğunun değerlendirilmesinde aşağıdaki hususlar dikkate alınır:

a) Önerilen yerde meydana gelebilecek doğal ve insan kaynaklı dış olayların etkileri.

b) Santralden salınabilecek radyoaktif maddelerin bireylere veya çevreye taşınımını etkileyebilecek saha ve yer karakteristikleri.

c) Acil durum önlemlerinin uygulanabilirliğini etkileyebilecek nüfus yoğunluğu ve dağılımına ilişkin bilgiler ile diğer yer karakteristikleri.

(2) Eğer bu üç hususa ilişkin olarak yer değerlendirmesi sırasında belirlenen zaafiyetlerin tasarım özellikleri, korunma önlemleri veya idari prosedürler ile giderilebileceği gösterilemiyorsa, sahanın uygun olmadığına karar verilir.

                                                                                                               

     Yukarıdaki Yönetmelik maddesi, ÇED Raporundaki değerlendirmeler, bölgenin gerçekleri ve yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Akkuyu bölgesinde NGS inşası “yer seçimi açısından” mümkün olmayıp, buna uygunluk veren ÇED RAPORU ve KARARI HUKUKA AYKIRIDIR.

 

ÇED Olumlu Kararının Dayanağı Olan ÇED Raporunun İklim Değişikliği Açısından Değerlendirmesi

       ÇED Raporunda hiç değinilmeyen bir konu ise;  İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ’nin bir sonucu olarak NGS Sahasının da içinde bulunduğu coğrafyada sıcaklığın artacak olmasıdır. Üstelik NGS’nin ömrü 60 yıl olarak hesaplandığına ve sökümün de yine ÇED Raporunda belirtildiği gibi birkaç on yıl sürebileceği göz önüne alındığında en az 80 yıllık bir ısı artışı hesabının da yapılıp, bütün parametrelerin buna göre yeniden ısı risk paylı olarak hesaplanması gerekir. Deniz suyunun da ısısı artacaktır. Bunun iki sonucu olabilecektir. Birincisi ve en önemlisi NGS’nin verimliliği daha da düşecektir. İkincisi ise buharlaşma artacağı için denizin asidik düzeyi artacak bu da NGS’nin soğutma donanımlarında bilinenden daha fazla miktarda ve daha kısa bir sürede korozif (aşındırıcı) etki yaratacaktır. Bu da santralin bakım masraflarını yükseltecektir.

         Bu konu hiç değerlendirilmemiştir. Bu nedenle verilmiş bulunan ÇED Raporu eksik ve buna dayanan ÇED Olumlu Kararı da hatalıdır.                   

 

ÇED Olumlu Kararının Dayanağı Olan ÇED Raporunun Denenmiş Teknoloji Açısından Değerlendirmesi

        RapordaBölüm III.3.3.1.2. (pdf formatı sf. 155) NGS teknolojisinin Rusya’da kullanıldığı belirtilmektedir.  İnşası yapılacak olan VVER-1200 olup, Rusya’da kullanılan VVER-1000’dir. Rusya’da inşası devam eden VVER-1200’ün 2016 yılında devreye girebileceği belirtilmektedir.        

        Hâlbuki 6290 SK’a dayanarak yayınlanmış bulunan “Nükleer Güç Santrallerinin Güvenliği İçin Özel İlkeler Yönetmeliği  (R.G. 17.10.2008/27027)”nin 11, 14 ve 24. maddelerinin esas aldığı KANITLANMIŞ TEKNOLOJİ kuralıdır. Akkuyu NGS buna da aykırıdır.

        Sonuçta; “KANITLANMIŞ TEKNOLOJİ KURALINA UYGUN OLMAYAN BİR TEMEL GÜVENLİK ANLAYIŞI” kabul edilemez. Bu nedenle ÇED Olumlu Kararı HUKUKA UYGUN DEĞİLDİR.

 

ÇED Olumlu Kararının Dayanağı Olan ÇED Raporunun Üçüncü Kişilere Karşı Sorumluluk Hukuku Açısından Değerlendirmesi

         Raporun pdf formatı sf. 163 ve devamındaki Bölüm III.3.3.1.3. “Nükleer Yükümlülük ile ilgilidir. Nükleer Yükümlülük konusunda bu bölümde “üçüncü kişilere karşı sorumluluk konusunda mevzuat çalışmaları hala devam etmektedir” denilmektedir. Türkiye’de böyle bir mevzuatın uluslararası konvansiyonlara uygun bir şekilde resmileşmesinden önce onaylanan bu ÇED raporu hem geçerli değil, hem de uluslararası kriterlere ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (International Atomic Energy Agency/IAEA) ÇED kriterlerine aykırıdır.

          Prof. Dr. (Nükleer Fizik Mühendisi) Hayrettin KILIÇ[4], TEMA Vakfı[5] için hazırladığı raporda[6], üçüncü kişilere karşı nükleer sorumluluğu ayrıntılı olarak incelemiştir. Bu incelemede Uluslararası Üçüncü Kişilere Karşı Sorumluluk Protokol/Konvensiyonu “Convention on Supplementery Compensation for Nuclear Damage” (CSC)’nun bir yaptırım gücü olmadığını ve sorumluluğun Türk veya Rus tarafından hangisinde olacağının da net olmadığını belirtmektedir.

       Yine bu incelemede Türkiye ile Rusya arasında yapılan nükleer teknoloji transferi anlaşmasının hiç bir maddesinde inşa eden ve işleten olarak, tasarım, malzeme ve operasyon hatalarından meydana gelen kazanın sorumluluğunun Ruslara mı yoksa Türklere mi ait olduğuna dair hüküm yoktur. Söz konusu anlaşmanın 16. maddesine göre; “İşbu anlaşma kapsamında işbirliği çerçevesinde oluşabilecek nükleer zarara ilişkin üçüncü taraf sorumluluğu, Türkiye’nin taraf olduğu veya olacağı uluslararası anlaşmalar, belgelere ve Türk tarafı’nın ulusal kanunları ve düzenlemelerine göre düzenlenecektir.” denilmektedir.

       Bu durumda nükleer yükümlülüklerde “üçüncü şahıslara karşı sorumluluk” yönüyle de ÇED Raporunun yetersiz olduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeterli sorumluluk hukuku çalışması yapmadan ve büyük bir acele ile NGS işine girdiği görülmektedir.

 

ÇED Raporundaki “Mevcut Çevresel Özelliklerin Açıklanması” Bölümünün Değerlendirmesi

        Akkuyu NGS Bölgesinin karşısındaki Beşparmak Adası ve genelde bu bölge, (pdf formatı sf. 1382-1384) Bölüm V.2.14.4. Bern Sözleşmesi ile korunan Akdeniz Foklarının yaşam, üreme ve barınma alanıdır. NGS’na 1,5 km mesafedeki Beşparmak Adası ve NGS’na 8 km mesafede bulunan Aydıncık Sancak Burnu Bölgesi (pdf formatı sf. 1557) Bölüm IV.2.15.6 Akdeniz Fokları üreme sahası olarak ayrılmış I. Derece Doğal Sit Alanıdır. Ülkemizde Akdeniz Fokların yaşadığı, uygun mağaraların toplam sayısı 37’dir. Bunlar içinde 7 tanesi Taşucu-Aydıncık arasındadır ve 3 tanesi NGS çevresindeki alanda bulunmaktadır.

        ÇED Raporundaki;

“.... Akdeniz Foku üzerine yapılan araştırmalarda; Termik Santraller, Nükleer Güç Santralleri gibi soğutma amacıyla deniz suyunu kullanan tesislerden kaynaklı, özelinde deniz suyundaki sıcaklık artışına bağlı ölüm veya yaşam alanını terk etme gibi bulgulara rastlanmamıştır. Bu nedenle Akkuyu NGS Projesi’nin soğutma suyu deşarjından kaynaklanan sıcaklık değişimlerinin Akdeniz Foku’nun yaşamsal faaliyetleri üzerinde olumsuz sonuçlar oluşturması beklenmemektedir. Soğutma suyu deşarjının 1,5 km uzaklıktaki bulunan ve Akdeniz Foku yaşam alanı olan Beşparmak adasına ulaşmayacaktır.”

ifadelerinin hiçbir bilimsel dayanağı bulunmamaktadır.

         NGS kendisi ve denizde yaratacağı etki, bu canlıların yaşamını kesinlikle olumsuz etkileyecektir. Olası bir kazada, insan yaşamı ile birlikte en büyük tehlike altındaki canlı türü budur.

        ÇED Raporunda yapılan saha gözlemleri ile literatür araştırmaları sonucunda Çalışma Alanı’nda toplam 31 adet endemik bitki türü tespit edildiği ifade edilmektedir. Akkuyu Nükleer Santrali kurulması ile bu bitki türleri tamamen yok olacaktır.

        Yine raporda endemik türlerin mevcudiyetinden (özellikle eğrelti otları ve tohumlu bitkiler) (pdf formatı sf. 1489-1495) Bölüm IV.2.11-2.23 bahsedilmekte ama Ülkenin florasının yaklaşık %30’dan fazlasının endemik olduğu belirtilerek bu husus geçiştirilmektedir. Bu, kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.

        Raporda (pdf formatı sf. 1530) Bölüm IV.2.11-2.23 BERN Sözleşmesi EK-2’de yer alan 8 adet sürüngen “Mutlak korunması geren hayvan türü”, yine BERN Sözleşmesi EK-3’de yer alan 8 adet sürüngen de “Korunması geren hayvan türü” nün bölgede yer aldığı belirtilmektedir. 1992 Tarihli Avrupa Habitat Direktifi Listelerine göre alanda yaşayan 10 adet sürüngen “Komnütesi koruma gerektiren türler” de yer almaktadır.

        NGS Alanında 85 adet[7] kuş türü (pdf formatı sf. 1536) Bölüm IV.2.11-2.23 saptanmıştır. Kuş faunası açısından NGS bölgesi çok değerli olup, NGS sonrası çok büyük bir tehdit altına gireceklerdir.

       Yine NGS alanında memelilerden IUCN Kırmızı Listesine göre 1 adet “Hassas Tür, 1 adet de “Tehdit Altında Tür” belirlenmiştir. BERN Sözleşmesine (pdf formatı sf. 1550) Bölüm IV.2.11-2.23 göre 5 adet EK-II Mutlak Koruma Altında Türler Listesinde, 5 adet de EK-III Koruma Altında Türler Listesinde yer almaktadır. Avrupa Habitat Direktifi Listelerine göre alanda 4 adet EK-II Listede, 2 adet de EK-IV Listede yer alan tür vardır.

Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer enerji santralinin yer seçimi açısından sakıncalı olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir tesisin yapımı esnasında uyulması gereken kriterler arasında TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) tarafından da belirtildiği gibi; NGS’nın bölgede nesli tehlikeye düşmüş, koruma altına alınmış veya önemli sayılan biyolojik türlerin varlığına herhangi bir risk anında zarar vermeyecek bir bölgeye yapılması gerekmektedir.

 Fakat Akkuyu’da kurulması düşünülen nükleer santral, Aydıncık ve Ovacık Kıyıları Önemli Doğa Alanı sınırları içerisinde bulunmaktadır. Aydıncık ve Ovacık kıyılarında, dünyada sadece burada bulunan Crucianella sorgerae ve endemik olan Colchicum imperatoris-friderici bitki türleri yaşamaktadır. Özellikle alanda bulunan adalarda gökdoğan (Falco peregrinus) ve ada martısı (Larus audouinii) üremektedir. Alanda bulunan kayalık alanlar, nesli dünya ölçeğinde tehlikede olan Akdeniz fokunun (Monachus monachus) ürediği alanlardan biridir. Ovacık kıyılarında fokların kullandığı belirlenen 2 üreme ve 6 aktif dinlenme mağarası bulunmaktadır. Bölgesel ölçekte tehlike altında olan bavius (Pseudophilotes bavius), Himalaya mavi kelebeği (Pseudophilotes vicrama) ve sarı lekeli zıpzıp (Thymelicus acteon) alanda görülen kelebek türleri arasındadır. Görüldüğü üzere, yer seçimi yapılırken bu özellikler göz ardı edilmiştir. Oysaki doğal hayatın ve canlı türlerinin hızla azaldığı günümüzde dikkate alınması gereken önemli bir konudur.

Ayrıca, nükleer enerji santrali için seçilen alan Göksu Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesi yakınındadır. Bölge, Göksu Nehrinin Akdeniz’e döküldüğü yerde oluşmuş bir sulak alandır. Akdeniz kıyılarındaki en önemli sulak alanlardan biridir ve çok zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Sahip olduğu değerler açısından çok önemli olan böylesi bir alanın etkin bir şekilde korunması gerekirken herhangi bir risk anında Bölgede geri dönüşü olmayacak zararlara neden olacak nükleer enerji tesisinin kurulması kesinlikle kabul edilemez.

       Raporda (pdf formatı sf. 1632-1642) karasal, iç sular ve denizel flora ve fauna üzerinde NGS inşaat ve işletme faaliyetinin sonuçta bir olumsuzluk yaratmayacağı gibi zorlama bir sonuca ulaşılmıştır. Rapor başta Akdeniz Foku, Sipahili Deredeki Yılan balığı üreme ortamı, kuşlar, memeliler ve sürüngenlerin korunması yönlerinden konuyu önemsiz bulma, tehlike ve tehdidi hafife alma yönlerinden eksiktir.

 

         Raporun pdf formatına göre 1688. sayfasındaki (Ayni harita 1900 ve 2075. sayfalarda da vardır.) “Şekil IV.2.19-2 Akkuyu NGS Proje Sahası Etrafındaki Korunan Alanları Gösteren Harita”(Bölüm IV.2.11-2.23 - Sayfa 352) çok önemlidir. BAŞLIBAŞINA BU HARİTA DAHİ BÖYLESİNE HASSAS BİR EKOSİSTEMİN, SİT ALANLARININ, TARIMSAL FAALİYETİN, BALIK YATAKLARININ ve İNSAN YERLEŞİMLERİNİN BULUNDUĞU BİR BÖLGEDE, NGS GİBİ GEREK İŞLETMESİ ve GEREKSE KAZA SONRASI YÖNETİMİ ÇOK RİSKLİ BİR TESİSİN ÇED RAPORUNDA İŞİN KOLAYCA HAFİFE ALINAMAYACAĞINI GÖSTERMEKTEDİR. Bu hassasiyet içerisinde olmayan ÇED RAPORU ve BUNA DAYANAN ÇED OLUMLU KARARI HUKUKEN KABUL EDİLEMEZ.

 

ÇED Raporunun “Soğutma Suyu ve Deşarj Sistemleri” Bölümü İle İlgili Olarak Değerlendirilmesi

     ÇED Raporunun soğutma suyu sistemleri ve deşarjı bölümleri incelendiğinde; Akkuyu NGS’nin soğutma suyu için büyük bir deniz suyu tüketicisi olacağı ve 1 ünite için 270.000 m3/saat 4 adet güç ünitesi için ise toplam 1.080.000 m3/saat civarında suya ihtiyaç olacağı belirtilmiştir. Soğutma suyunun tek yönlü olarak kullanılacağı anlaşılmaktadır. Raporda;

 “reaktörlerden kaynaklanacak soğutma suyunun denize deşarj edilmesi sonucunda; termal şok ve ekstrem sıcaklık koşullarında görülen ölümlerin önüne geçilmesi için Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliğinde belirtilen sıcaklık değerlerinde deşarj işleminin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır.”

denilmektedir.  Ayrıca Raporda;

“soğutma suyunun denize deşarj edilmesi esnasında termal şok ve ekstrem sıcaklık koşullarında görülen ölümlerin önüne geçilmesi için SKKY de belirtilen sıcaklık değerinde deşarj yapılacağı”

 taahhüt edilmiştir. ÇED Raporunda Akkuyu koyundaki deniz suyu sıcaklığı ortalama 28 Co olarak alınmış, hesaplamalar buna göre yapılmıştır. Ancak raporun değişik kısımlarında deniz suyu sıcaklığının 30 Co’yi bulduğu yazılmış, ayrıca ekstrem iklimsel değişikliklere karşı alınacak önlemler hakkında bilgi verilmemiştir.

Oysaki dünyadaki örneklerin incelenmesinde, soğutma suyunun denizdeki her türlü mikroorganizma ve diğer canlılara verilecek zararı en aza indirmek amacıyla; Akkuyu NGS ile aynı kapasitedeki tesislerin reaktörlerine en son teknolojiyi içeren kapalı devre su soğutma kuleleri (Closed-Cycle-Wet-Cooling) ya da kapalı devre kuru soğutma (Dry-Cooling) tekniklerini kullanma zorunluluğu getirildiği görülmektedir.

ÇED raporunda belirtildiği üzere Akkuyu NGS için kimyasal olarak demineralize edilmiş su elde etmek için kullanılacak olan ana kaynak yine Akdeniz’in suyu olacaktır. Demineralizasyon işleminden sonra elde edilecek olan konsantre deniz tuzu çözeltisinin ne şekilde bertaraf edileceği henüz netleşmemiştir. Raporda iki yol önerilmektedir: Birinci yol; buharlaştırarak kuru hale getirilen tuzun hammadde olarak satılması veya tuzun çamur dökme alanında depolanması, ikinci yol; ise çözeltinin tekrar denize bırakılması şeklinde olacaktır denilmektedir. Kullanılacak olan deniz suyunun çok büyük miktarlarda (415 m3/saat) olacağı göz önünde bulundurulduğunda, denizden su alma ve geri verme işlemleri sırasında denizel ekosisteme ne tür zararlar vereceği ve bu zararı en aza indirgemek için alınacak önlemler açıklanmamıştır.

Ayrıca Raporda;

“Demineralizasyon tesisi ekipmanlarının düzenli aralıklarla tuz birikmesine karşı temizlenmesinde, Tablo V.2.55-2’de belirtilen kimyasallar kullanılacağı, kimyasal madde miktarlarına ilişkin verilerin uzman görüşüne dayalı olduğu ve demineralizasyon, tesisinin işletme şartlarına göre belirleneceği” açıklaması yapılmış, ancak, Tablo V.2.55-2’de kullanılan kimyasalların nasıl bertaraf edileceği belirlenmemiştir.

ÇED Raporunda;

Modelleme sonuçlarından görülebileceği gibi, NGS faaliyetinden kaynaklı deniz suyunun sıcaklık artışı lokal olacaktır. Bu kapsamda, boşaltılan soğutma suyu yeterli etkinlikle seyreltilecek ve deniz yüzeyine ulaşana kadar soğutulacak olup, dolayısı ile Tablo V.2.6-1’de belirtilen sınır değerler sağlanacaktır. Beşparmak Adası çevresindeki herhangi bir sıcaklık değişiminin mağaralarda yaşayan Akdeniz foklarını etkilemesi beklenmemektedir (Şekil V.2.6-7). Bu nedenle, NGS Projesinden kaynaklı olarak fok popülasyonu üzerinde negatif bir etki beklenmemektedir.”

şeklinde açıklama mevcuttur. Fakat raporun diğer bölümlerinde soğutma suyunun Akdeniz’e deşarjından önce ne şekilde soğutulacağına dair bilgi mevcut değildir.

       Bu tespitler “Nükleer Güç Santrali Sahalarına İlişkin Yönetmelik” hükümlerine  aykırıdır.

       ÇED Raporunda Akkuyu NGS etki alanı 30 km olarak alınmış, ancak çevresel etkileri incelenirken bu alan içerisinde yer alan 1.derece doğal sit alanı, arkeolojik sit alanı, Önemli Fok Alanı gibi bitki ve hayvan varlığı açısından özel öneme sahip alanlarda inşaat yapılmayacaktır ibaresi ile geçiştirilmiştir.

ÇED Raporunda;

“Soğutma suyu sistemleri ekipmanında (su alma yapıları ve su ikmal hatları) ve soğutma suyu sistemine ihtiyaç duyan ekipmanlarda (türbin yoğuşturucuları, eşanjörleri) balçık oluşumu ve sucul organizmaların gelişmesinin (biyolojik kirlilik/ biyolojik büyüme) sorun yaratacağından dolayı; ekipmanın ve su ikmal hatlarının biyolojik kirlenmesini önlemek için, alınan deniz suyu, sodyum hipoklorit sisteminde sodyum hipoklorit ile arıtılacağı, ayrıca soğutma suyu tüm deniz ikmal hatlarından ve ekipmanından geçtikten sonra, soğutma suyunun içinde bulunan sodyum hipoklorit, denize geri bırakılma sırasında özelliklerini kaybetmiş olacaktır. Sonuç olarak, deniz suyu kimyası üzerinde herhangi bir olumsuz etki olmayacağı”

belirtilmektedir. Ancak, hipoklorit gibi bir kimyasal maddenin denize bırakılma esnasında nasıl özelliğini kaybettiği açıklanmamıştır.

ÇED Raporunda soğutma suyu alınacak olan Akdeniz’in yoğun tuzluluk oranları verilmiş, ancak deniz suyunda bulunan bu tuzun giderimi için hangi kimyasal maddelerin kullanılacağı ve nasıl bir etki yaratacağı konularına değinilmemiştir. Yine ÇED Raporunda;

Akkuyu NGS’nin işletme dönemi sırasındaki tatlı su ihtiyacı 507 m3/saat olacaktır. Bunun 415 m3/saat’i endüstriyel su ihtiyacını karşılamak için kullanılacaktır. Bazı süreçlerde kesintisiz su tedarikine ihtiyaç duyulduğundan bu süreçlerden doğan talep, desalinizasyon tesisleri aracılığı ile Akdeniz’den karşılanacaktır. Ayrıca, bu desalinizasyon tesisleri, 92 m3/saat olan içme suyu ihtiyacını karşılamak için de kullanılacaktır.”

bilgisi verilmektedir. Ancak; raporda desalinizasyon tesisleri için Akdeniz’den alınacak olan 92 m3/saat miktarındaki suyun hangi yöntemle alınacağı, su alımı esnasında deniz canlılarının (büyük, küçük balıklar, foklar, istiridyeler, istakoz gibi kabuklu deniz canlıları, yavru balıklar, larvalar ile diğer organizmalar) nasıl etkileneceğine dair bilgi ve alınması planlanan önlemler belirtilmemiştir.

ÇED Raporunda Mersin İlinde 10 adet aktif Su Ürünleri Kooperatifinin bulunduğu ve 2986 kayıtlı balıkçı bulunduğu belirtilmekte, yine aynı raporda proje alanı ve çevresinde balıkçılık faaliyetlerinin kayda değer miktarda olmadığı gibi çelişkili ifadeler yer almaktadır.

 

         Bu tespitler ÇED Raporunun “Nükleer Güç Santrali Sahalarına İlişkin Yönetmelik” hükümlerine bu yönleriyle de de aykırı olduğunu ortaya koymaktadır.

 

ÇED Raporunun “Radyoaktif Atık Depolama Tesisi, Rıhtım, Deniz Dolgu Alanı ve Yaşam Merkezi, İşletme Aşamasındaki Faaliyetleri, Fiziksel ve Biyolojik Çevre Üzerine Etkileri” Bölümü İle İlgili Olarak Değerlendirilmesi

        Nükleer Güç Santrali, Radyoaktif Atık Depolama Tesisi, Rıhtım, Deniz Dolgu Alanı ve Yaşam Merkezi, İşletme Aşamasındaki Faaliyetleri, Fiziksel ve Biyolojik Çevre Üzerine Etkileri ve Alınacak Önlemler ile ilgili V. Bölümü, raporun pdf. formatına göre 2284. sayfasından itibaren başlamaktadır. Yani nükleer enerji, nükleer güç ve nükleer yakıt ve atık konuları bu bölümde değerlendirilmiştir. Başlangıçta kamuoyunun netleşmediği bir husus işbu ÇED Raporu ile netleşmiştir. Buna göre 10.080 adet kullanılmış yakıt demetinin, ya da yaklaşık olarak 5.382 ton kullanılmış uranyum dioksitin, NGS’nin 60 yıllık servis ömrü boyunca, NGS sahasında depolanacağı anlaşılmıştır. Buna “geçici depolama” denilmektedir. Netleşmeyen konu ise iki tanedir. Bunlardan ilki bu “geçici depolama” nın, “nihai depolama” ya dönüşüp (pdf formatı sf. 2422) (Bölüm V.2.3.3.) dönüşmeyeceğidir. İkincisi ise, kullanılmış yakıta uygulanacak “yenileme”  işleminin burada mı, yoksa Rusya’da mı yapılacağı (pdf formatı sf. 2390) (Bölüm V.2.2.)  hususudur.

        Raporun kazaların değerlendirildiği (pdf formatı sf. 2703) (Bölüm V.2.12.) bölümle birlikte (pdf formatı sf. 2704) kazalarda Rus mevzuatının uygulanmasına yönelik değerlendirmemiz, yukarıdadır. Doz alımlarına yönelik modellemelerle belirleme yapılması ÇED Raporunun en büyük handikapıdır. Çünkü VVER-1200 teknolojisi bilinmemektedir. Zaten bilinen VVER teknolojisi ve VVER-1000 uygulaması mutlak bir doğru ve mükemmeliyet örneği gibi kabul edilmiştir. Bunun böyle olmadığına yönelik örnekler vardır. Three Mile-2 kazasındaki zararın azlığı ile Çernobil’deki zararın büyüklüğünün gerekçeleri ile Rus teknolojisinin karşılaştırması yapılmamıştır. Gözü kapalı bir teknoloji kabullenmesi kabul edilebilir değildir.

         Ayrıca (pdf formatı sf. 2823 ve devamı) (Bölüm V.2.23.) NGS ve bölgedeki diğer tesislerin oluşturacağı kümülatif etkiler, rapordaki genel anlayış doğrultusunda önemsiz gösterilmiştir. NGS’nin işletme esnasında sıvı ve gaz salımlarındaki radyoaktif insan etkilenmesinde (pdf formatı sf. 2848)  RİSK DEĞERLENDİRİLEMEYECEK KADAR DÜŞÜKTÜR denilmiştir. Uzmanlardan alınan ve aşağıda gösterilen görüşler ise bu şekilde değildir.

        Sağlık koruma bandı 800m (pdf formatı sf. 2849) (Bölüm V.2.29.) olup, bir termik santralden bile düşük düzeydedir. Bu tespit, raporun ciddiyetini çok önemli oranda azaltmaktadır.

        Prof. Dr. (Nükleer Fizik Mühendisi) Hayrettin KILIÇ; TEMA Vakfı tarafından Akkuyu NGS ÇED Olumlu Kararının iptali için hazırladığı uzman görüşünde bu bölüm ile ilgili bazı değerlendirmeler şöyledir;

- Bu santralin kurulacağı Akkuyu Koyu’nda, deşarj suyu noktası ile denizden çekilen suyun santrale giriş noktası arasında meydan gelecek yeni bir sirkülasyon hidrodinamiğinin analizi yapılmadığı için onaylanan ÇED raporunda sunulan soğutma sistemi ile ilgili tüm deniz sıcaklığı artışı ve çevre etkileri hakkında verilen bilgiler yetersiz ve yanlıştır.

- Santrale günde 24 milyon ton su çeken ana soğutma suyu pompalarının yarattığı yüzeysel akıntıların hidro-dinamiğini gösteren çizimler üst üste konulduğunda;  santrale giren deniz suyu noktası ile deşarj noktası arasında Akkuyu açıklarındaki denizde ayrı bir deniz suyu sirkülasyonunun meydana geleceğine hiç değinilmemiştir.

- Deniz suyu sirkülesi sırasında santralin her ünitesinde sisteme eklenen tüm kimyasal maddeler, bu sirkülasyon sırasında tekrar santralin soğutma sistemlerinden geçerek her bir sirkülasyon sırasında toksik asitler akümülatif olarak eklenerek denize deşarj edilecektir.

- Her gün tonlarca soğutma suyu sirkülasyonunda, deniz suyunun buharlaşarak bölgedeki atmosferik buhar oranını ve sıcaklık derecesini daha da artırarak, buharlaşma sırasında deniz suyunda çözülmüş kükürt (S), klor (Cl), azot (N) gibi gazların oksitlenerek zehirli (toksik) NO, NO2, SO3 gibi gazlara dönüşeceği ve bölge atmosferinde nitrikasit (H2NO3) ve sülfirikasite (H2SO4) dönüşerek asit yağmurlarıyla bölgedeki tarım alanları, ormanları üzerinde yapacağı zararlar çok büyük olacaktır.

 

ÇED Raporundaki “Yakıt Kaynakları” Bölümünün Değerlendirmesi

      ÇED raporunda NGS’nin ana yakıt kaynağı olan uranyumun Türkiye’de hangi rezevlerden temin edileceği, bu rezevlerin ömürleri, sonrasındaki ithal edilmesi gerekecek uranyum konularında bir açıklama yapılmamıştır. Anlaşıldığı kadarı ile yapımı planlanan NGS de yakıt olarak kullanılacak zenginleştirilmiş uranyumun tamamen Rusya tarafından sağlanacak olup, bu da ayni zamanda yakıt bağımlılığını da beraberinde getirecektir.

       Bugün dünyada yıllık uranyum üretimi 40.000 tonu bulurken, tüketim 60.000 tona ulaşmaktadır. Bu bir başka deyişle mevcut uranyum stoklarının önümüzdeki yıllarda biteceği anlamına gelmektedir. Dünyada kesinleşmiş 1,5 milyon ton uranyum rezervi bulunmakta; tahmini rakam ise 3,2 milyon tondur. Toplam rezerv endüstrinin ihtiyacını ancak 70 yıl karşılamaya yetecektir. Bu nükleer enerjinin, hem petrol krizlerinin çözümü olamayacağını, hem de mevcut nükleer kapasite arttırılırsa uranyum savaşlarının kapıda olduğunu ortaya koymaktadır.

       Türkiye’nin doğal kaynakları açısından da durum iç açıcı değildir. Devlet İstatistik Enstitüsi’nün hazırladığı rapora göre Türkiye’nin uranyum rezervleri sadece 9.000 ton (5.000 mw’lık kurulu güç için 6 yıl yetecek seviyede) ve düşük tenörlüdür. Uranyum spot fiyatları iki katına çıkmadığı sürece çıkartmak ekonomik bile değildir. Zaten uranyum çıkarmanın çevre ve sağlık üzerinde yarattığı büyük riskler nedeniyle uranyum madenciliği kabul edilebilecek bir madencilik uygulaması da değildir. Ülkemizdeki uranyum rezervlerindeki tenörün düşük olması nedeniyle, yakın bir gelecek için de bir alternatif geliştirebilme olanağımız bulunmamaktadır.

 

ÇED Raporundaki “İşletme Faaliyete Kapandıktan Sonra Olabilecek ve Süren Etkiler ve Bu Etkilere Karşı Alınacak Önlemler” Bölümü İle İlgili Olarak ÇED Olumlu Kararının Değerlendirmesi

      Raporun pdf formatına göre 2895-2938. sayfaları arasında tesisin işletmeden çıkartılması incelenmiştir. Bu VI. Bölümden aşağıdaki sonuçlara ulaşılmaktadır:

(1)  İşletmenin kapatılması birkaç yıl ile onlarca yıl sürebilecektir.

(2) Nükleer (kullanılmış) yakıtların tahliyesi büyük bir risk olup, bulunduğu yerde sonsuza kadar depolanması ise çok daha büyük bir risk olup, bu konuda kesin karar bilahare verilecektir.

(3) Tesisler sökülebileceği gibi, çimentolama tekniği ile (pdf formatı sf. 2916) (Bölüm VI.2.1.8.) ebediyen sahada (Bir nükleer mezarlık olarak) kalabilecektir.

(4) İşletmeden çıkarma mevzuatı da, işletmeden çıkarmada hangi şeklin seçileceği gibi belirsizdir.

(5) VVER-1200 Bilinen bir NGS olmadığı için İŞLETMEDEN ÇIKARMA MALİYETİ DE BELİRSİZDİR.

(6) Bu aşamada insanlarda ve çevrede radyasyona maruz kalma riski mutlak olup, işlem gayri ciddi bir şekilde konvansiyonel risklerle (pdf formatı sf. 2932) (Bölüm VI.5.) karşılaştırılmakta ve hayvancılık ve balıkçılık ile sair etkilerin ise beklenilmediği belirtilmektedir.

      BU AŞAMANIN İZLEME ve DENETİMİNİN NASIL YAPILACAĞI DA, AYNİ KAPATILMA İŞLEMİ GİBİ BELİRSİZDİR. ÜLKEMİZİN BU GÖREVİ YÜRÜTEBİLECEK KURUMUNUN DA BELİRLENMESİ GEREKİRKEN, O DA YAPILMAMIŞTIR.

        Yine ÇED Raporunda; radyoaktif yakıt ve kullanılmış nükleer yakıtın ne şekilde bertaraf edileceği hususu tam olarak netleşmemiştir. Akkuyu NGS’nin yapımı ve işletilmesi için Türk ve Rus hükümetleri arasında imzalanan Hükümetler Arası Anlaşma md. 12 taze/kullanılmış nükleer yakıtın ve radyoaktif maddelerin sınır ötesi nakle tabi olabileceğini belirtildiğinden; anlaşma kapsamında, Rusya kaynaklı kullanılmış nükleer yakıtın Rusya Federasyonu’na geri gönderilebileceği ve yeniden işlenebileceği öngörülmüştür. Raporda taşıma işlemi;

         “Nükleer madde taşıyan gemiler ve radyoaktif madde içeren yükler, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının bildireceği Türk Boğazları’ndan güvenli geçiş koşulları ve Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü hükümlerine tabidir.”

gibi genel ifadelerle belirtilmiştir. Bununla birlikte böylesine önem taşıyan bir hususun ÇED Raporunda değerlendirilmesi şu anda mevcut olmayan bir mevzuata bırakılmıştır. Çünkü Bölüm V.2.8 de;

        “kullanılmış yakıtın ve radyoaktif atıkların saha dışı yönetimi –örneğin depolama, yeniden işleme ve bertaraf işlemleri-HAA, mevcut Türkiye Cumhuriyeti Mevzuatı ve ilgili faaliyetlerin yürütüleceği zaman yürürlükte olacak mevzuat çerçevesinde gerçekleştirilecektir”

denilmektedir. Ayrıca Raporda; Kullanılmış Nükleer Atıkların boğazlar yoluyla Rusya’ya taşınması konusunda oluşacak risklerden bahsedilmemekte, dünyanın en yoğun deniz trafiğine sahip geçişlerinden biri olan ve yoğun yerleşim ve nüfusun olduğu İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından geçişte, olası kaza durumundaki “acil durum planı” Raporda yer almamaktadır.

         ÇED Raporunun Kullanılmış Nükleer Yakıt Yönetimi başlıklı kısmında;

         “Akkuyu NGS Sahası’ndaki depolama tesisinde, dört üniteden çıkan kullanılmış nükleer yakıtın 4 yıl boyunca depolanması öngörülmektedir. İhtiyaç duyulması halinde, santralin tüm işletim ömrü boyunca yetecek kapasiteye sahip olacak şekilde, kullanılmış nükleer yakıt için ilave geçici depolama tesisinin Akkuyu NGS Sahası’nda inşa edilmesi olanağı vardır. Kullanılmış yakıtın nakliyesi, radyasyon koruması sağlayan ve yakıtın çevre ile her türlü temasını engelleyen, bu amaçla özel tasarlanmış konteynerler ile gerçekleştirilecektir. Anlaşma md. 12 taze/kullanılmış nükleer yakıtın ve radyoaktif maddelerin sınır ötesi nakle tabi olabileceğini belirtir. HAA kapsamında, Rusya kaynaklı kullanılmış nükleer yakıtın Rusya Federasyonu’na geri gönderilebileceği değerlendirilmiştir.”

ve yine raporda;

          “Kullanılmış nükleer yakıt, yakıttaki radyasyon seviyesi ve ısının işletmedeki tesise aktarılmasına izin verecek ölçüde zayıflayana kadar reaktöre yakın kullanılmış yakıt havuzunda bekletilmektedir.

           Güç ünitesindeki yakıt havuzunun kapasitesi, güç ünitesinin 10 işletme yılı boyunca kullanılmış nükleer yakıtın orada depolanması için yeterlidir. Akkuyu NGS Sahası’ndaki depolama tesisinde, dört üniteden çıkan kullanılmış nükleer yakıtın 4 yıl boyunca depolanması öngörülmektedir. İhtiyaç duyulması halinde, santralin tüm işletim ömrü boyunca yetecek kapasiteye sahip olacak şekilde, kullanılmış nükleer yakıt için ilave geçici depolama tesisinin Akkuyu NGS Sahası’nda inşa edilmesi olanağı vardır.”

açıklaması bulunmaktadır.

        Dünyadaki kullanılmış nükleer atık sorunu ve çözüm yollarına bakıldığında şu gerçekler karşımıza çıkmaktadır:

        (1) Plutonyum ile kullanılmamış uranyumun diğer atıklardan ayrılması anlamına gelen yeniden işleme sürecinin sonunda elde edilen ürün nükleer santrallerde tekrar yakıt olarak kullanılmaktadır. Sınırlı sayıda ülke (Fransa, Rusya ve İngiltere) yeniden işleme sürecini ticari anlamda da yapmaktadır. Sonuç olarak, tehlikeli nükleer atıklar ve ayrıştırılmış plütonyum okyanuslar arasında, sınırların ötesine ve kasabalarla kentlerin içinden oradan oraya taşınıp durmaktadır.

         (2) Ancak, “yeniden işleme” terimi bir aldatmacadır. İşlem aslında çok daha tehlikeli bir atık üretimine neden olmaktadır. İşlem sırasında çok küçük bir miktarda malzeme elde edilerek nükleer yakıt olarak işlenebilmekte; geri kalanlar muhafaza edilmesi güç, büyük miktarlarda ve çeşitli düzeylerde radyoaktivite içeren atıklar olarak ortaya çıkmaktadır. Nükleer yeniden işleme tesisleri, her gün ciddi çevre sorunlarına yol açabilecek büyük miktarlarda radyoaktif atığı bertaraf etmeye çalışmaktadır.  Nükleer yeniden işleme süreci radyoaktif atık sorununu azaltmamakta, sadece sağlığımızı tehdit etmektedir. Japonya’da devreye alınacak olan Rokkasho yeniden işleme tesisinin önümüzdeki 40 yıl içinde üreteceği atıklar, diğer nükleer işlemlere göre o kadar fazla olacaktır ki, çevre halkının, Çernobil felaketinin saldığı radyoaktivitenin yarısı kadar bir ışımaya maruz kalmasına yol açacağı tahmin edilmektedir.

         (3) Nükleer endüstri, radyoaktif atık sorununu, derin jeolojik depolama alanlarına gömmek suretiyle çözmek istemektedir. Ancak, bu alanlardan henüz bir tane bile yapılamamıştır. Anlaşıldığı kadarı ile bu kadar uzun zaman dilimlerinde güvenli depolama için uygun yerler bulmak mümkün değildir.

          (4) ABD, Nevada eyaletinde Yucca Dağı atık alanının inşaatı 1982’de başlamış, ancak devreye alınması 1992’den 2020’ye ertelenmiştir. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’nun inşaat için planlanan alanın altında bir fay hattı bulması ve yeraltı sularının uzun vadeli hareketleri sonucu kirliliğin çevreye yayılma ihtimali, ciddi endişelere yol açmış görünmektedir. Finlandiya’da önerilen bir başka alanda da benzer endişeler söz konusudur. Tehlikeli nükleer atıkları depolamanın taşıdığı büyük zorluk ve riskler nedeniyle nükleer endüstrinin atıkları gözden ırak yerlere dökme çabası şaşırtıcı değildir. Bunlara bir örnek Sovyet Rusya döneminde nükleer tesislerin çoğunun kent yakınlarında (örneğin Urallar ve Sibirya) kurulmuş olması, ardında çoğu Sovyetler tarafından örtbas edilen nükleer felaketler, çevre kirlenmesi ve halk sağlığı skandalları tarihi bırakmıştır. Bu kentlerden biri olan Mayak, belki de dünyanın radyoaktif olarak en kirli yeridir. Nükleer atıkları yönetme tarihi felaketlerle dolu olan Rusya, şimdi de depolamak ve/veya Mayak’ta ve diğer tesislerinde yeniden işlemek üzere nükleer atık ithal etmek istemektedir.

            (5) Bugüne kadar nükleer atıklarla başa çıkmak için araştırma ve geliştirmeye yatırılan milyarlara karşın, ancak yeni deneyler “çözüm” olarak sunulmaktadır. Bunlar, uzun süre kullanıma hazır olmayacak, ticari olarak uygulamaya sokulamayacak, sokulsa bile uzun vadeli atık sorununun çözümüne çok az katkıda bulunacak yöntemlerdir.

           Henüz hiçbir ülkede çözümlenememiş bir konu olan nihai atık sorununun nasıl halledileceğinin belli olmaması ve atıkların büyük risk oluşturması; atıkların Rusya’ya taşınacağı iddiası doğru ise, taşıma güzergâhının Akdeniz, Ege, Türk Boğazları ve Karadeniz geçişlerini içermesinin, atık sorununu daha da riskli ve yaygın hale getirecektir.

 

          Sonuç olarak; dünya ölçeğinde henüz taşınması, işlenmesi ve jeolojik olarak depolanması konularında tereddütler bulunan Kullanılmış Nükleer Yakıtın NGS alanında depolanacağından bahsedilmekte, depolama süreleri verilmekte, depolamadan kaynaklı risklere değinilmemektedir. Bu açıdan da Nükleer Santralin kurulması sakıncalıdır.

 

           Bu bölümde son olarak (pdf formatı sf. 199) da mevcut (Bölüm III. Ek-III-3 Sf.54, 55 ve 56) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na ait “Kullanılmış Yakıt, Radyoaktif Atıklar, Nükleer Santrallerin İşletmeden Çıkarılması” konulu bir yazı mevcuttur. Bu yazının ekinde yer alan “Ulusal Radyoaktif Atıklar ve Kullanılmış Yakıt Yönetimi ve Nükleer Santralin İşletmeden Çıkarılması” başlıklı ekin 7. maddesi aşağıya alınmıştır:

        “Planlanmayan işletmeden çıkarmada dâhil olmak üzere işletme lisansı süresi sonunda Proje Şirketi tarafından işletmeden çıkarma işlemi bekletilmeden uygulanacak ve nükleer santralin sökümü sonrasında nükleer santral sahası çevre ile uyumlu hale getirilecektir. İşletmeden çıkarma sonrası santral sahası kısıtsız kullanıma uygun bir şekilde düzenleyici kontrolden çıkarılması, ilgili ulusal mevzuat ve uluslar arası kabul görmüş standartlara göre yapılacaktır.”

 

       DÜNYA’DA SÖKÜLDÜKTEN SONRA ÇEVRE İLE UYUMLU HALE GETİRİLEBİLMİŞ BİR NGS SAHASI VAR MIDIR? KISITSIZ KULLANIM İÇİN, İSTER-İSTEMEZ RADYOAKTİF KİRLENMEYE TABİ OLACAK OLAN BU SAHANIN DOĞAL TEMİZLENME ÖMRÜ ACABA KAÇ BİN YILDIR?

       Bu şekilde “Sorumluluktan kurtulma” adına yazılan yazıların hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Bu tip belgelere ve güven vermeyen çalışmalara dayanan iş bu rapor bilimsellikten uzak olup, buna dayanan ÇED Olumlu Kararı da HUKUKA AYKIRIDIR.

 

ÇED Raporundaki “Fayda Maliyet Analizi” Bölümü İle İlgili Olarak ÇED Olumlu Kararının Değerlendirmesi

         Raporda belirtilen Bölüm III.3.3.1.2.(pdf formatı sf. 1